1509 NO LU RİZE ŞERİYYE SİCİLİ IŞIĞINDA RİZE DE SOSYAL HAYAT - III Yazdır e-Posta

İKİNCİ BÖLÜM

2. 1509 NO’LU RİZE ŞER’İYYE SİCİLİ’NİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Hicrî 1330-32 tarihlerini kapsayan 1509 no’lu Rize Şer’iyye Sicilini kapsamlı bir şekilde tanıtmaya çalıştık. Sicilin içeriği, yazı türü, kimler tarafından yazıldığı, içerisindeki konular ve bu konulara ait örnekleri verdik. Örnekleri verirken değerlendirmelerde de bulunduk.

20. Sicilin Genel İçeriği
Şer’iyye sicilleri içerdiği konular itibariyle kültürel, idarî, askerî, malî, içtimaî tarihimiz ve folklorumuzun araştırılması açısından birinci derecede önemli vesikalardır. Şer’iyye sicilleri, XV. asrın yarısından XX. asrın ilk çeyreğine kadar devam eden, Türk kültür tarihinin temel kaynaklarından birini teşkil etmektedir.

Üzerinde çalıştığımız sicil örneği ise Hicrî 1330-32 (Miladî 1911-13) tarihlerini kapsayan, içerisinde 608 adet kaydın yer aldığı, 389 sayfalık, 1509 no’lu son Rize Şer’iyye Sicilidir. 608 kaydın ilk 367 adetlik kısmı Hicrî 1330-31 tarihlerini, diğer 241 adetlik kısmı ise Hicrî 1331-32 tarihlerini kapsamaktadır. Defter 11 Muharrem 1331 tarihli hükümle başlayıp 27 Recep 1332 tarihli hükümle sona ermektedir. İkinci kısımla ilgili kayıtlara, dipnotlarda adet numarasının yanına iliştirilen B harfi ile işaret edilmiştir. Sicildeki yazı türü tâlik olup, yazının birkaç katip tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır. Defterdeki yazılar genellikle okunaklı ve düzgün yazılmıştır. Bazen sayfa sonlarında, sığmayacak olan hükümlerin bir sonraki sayfaya taşmaması için çok karışık ve okunması zorlanacak derecede birbirlerine girdikleri olmuştur. Aynı hükümle alakalı bazı bilgiler, ufak notlar halinde defterin kenarına iliştirilmiştir. Ayrıca kayıtlar yazılırken tarih sırası pek gözetilmemiştir. Sayfalara numara verilmemiş, sadece adet sırasına göre tanzim edilmiştir. Çalışmamıza esas olan 1509 no’lu Rize Şer’iyye Sicili Defteri’nin Milli Kütüphane’de bulunan 8226 numarada kayıtlı mikrofilminin Rize Halk Kütüphanesi’nde bulunan kopya mikrofilm ve fotokopilerinden yararlanılmıştır.

Tanzimat’ın ilanından sonra şer’i mahkemeler sadece şer’i davalara bakar hale geldiklerinden incelediğimiz sicil örneği şu tip davalara yer vermektedir. Küçük yaşta evlilikten doğan anlaşmazlıklar, arazi, tecavüz, yol tahrip, veraset, nafaka, emlak, ortaklık, teçhiz, tekfin, adam kaçırma ve eşkıyalık, adam öldürme ile ilgili davalar, hisse satımı, satılan malların parasının verilmemesi üzerine mahkemelik davalar; ağaç kesme, ark, tokmak, yayla, değirmen suyu ile ilgili anlaşmazlıklar; miras taksimleri, vâsi tayini, vekil tayini; arazi satımı, kocaya itaat uyarıları, imam atamaları, mehir talebi, mal vakfedilmesi, eytam müdürlüğünden kefil gösterilerek borç alınması, cami işlerini yürüten mütevvellilerin atanması, kocanın karısına mesken temin etmemesinden doğan davalar, Müslim-Gayrimüslim kişiler arasındaki davalar, davaların ve malların devredilmesi gibi hususlar bu sicilde kayıtlıdır. Bunun dışında bu sicilde bir kanun-i muvakkit; Ramazan bayramı, Kurban bayramı, Miraç gecesi, Berat gecesi bildirileri bulunmaktadır.

21. Sicilde Geçen Köy, Mahalle ve Sülâle İsimleri
Bir bölgenin vatan haline getirilmesi bakımından yer isimleri çok önemlidir. Anadolu’yu yurt edinen atalarımız hâkim oldukları yerlerin adlarını genellikle muhafaza etmişler bazen de yaşadıkları yerlere kendi kültürlerini yansıtan yer isimleri vermişlerdir. Özellikle XIX. Yüzyılın ilk yarısından itibaren Balkanlarda milliyetçiliğin yayılışı ve Osmanlı devletinin Avrupa karşısında zayıflaması yüzünden ayrılıkçı hareketler artmaya başlayınca Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasını engellemek için Osmanlıcılık, bu eğilimleri kontrol altına almada en etkili silah olarak görülmüştür. Bu hareketlenmeler Osmanlı ülkesinin bir Türk-Müslüman devleti olduğunu hatıra getirebilecek düzenlemelere yol açmıştır. Bunun için, Dâhiliye Nezareti, Osmanlı ülkesinde bazı şehir, kasaba ve köy adlarının Türklükle bir ilgisi olmadığından bunların uygun bir adla değiştirilmesine karar verdi . Nitekim Rize kazası ve nahiyeleri, Karadere, Kura-i seba, Mapavri ile ilgili 3 Kanun-i evvel 1329 (Miladî 16 Aralık 1913) tarihli isim değişikliği listesi Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunmaktadır . Ancak yapılan yer adlarının değiştirilme işleminin tümüyle uygulandığı söylenemez. Dahiliye Nezaretince teklif edilen yer adlarının hemen onaylanmaması, araya giren savaşlar ve Rus işgali, yer adlarının değiştirilme sürecinin uzamasının en temel sebeplerindendir. Çünkü 2 Haziran 1332 (15 Haziran 1916) tarihinde alınan kararla askerî kıtalar arasında yapılan yazışmalarda zıddiyet ve karışıklığa sebebiyet vereceği düşüncesiyle seferberlik bitene kadar yer adlarının değiştirilmemesi, yapılacak değişikliğin seferberlik sonuna kadar ertelenmesi istenmiştir . Nitekim incelediğimiz bu defter de Hicrî 1329 tarihinden sonra yazılmasına rağmen henüz nahiye, köy ve mahalle isimleri yeni isimleriyle sicilde geçmemiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki bu belgede, 1509 no’lu sicilde geçen bazı nahiye, köy ve mahalle isimlerinin yeni karşılıkları şöyledir.

Köy isimleri tablosu:

Eski Adı Yeni Adı Eski Adı Yeni Adı
Anbarlık Anbarlık Kunyat ------------
Andre Hurmalık Kuriloz Adacami
Anzer Anzer Kuzu-i Rum ------------
Anzer-i Süfla Çiçekli Kürze-i Süfla ------------
Apancanoz (Ayancos) Ketenli Leroz Büyükköy
Arev Yumurtatepe Leroz Mervan Büyükköy
Arğaloz (Arğalavoz) Yanıktaş Lestenkoz Taşköprü
Arkolikoz Ekmekçiler Leylek ------------
Aron Sütlüce Lictoz ------------
Arpik Makras Musadağı Likoz Kokulukaya
Asbet Fethiye Liparit Yalıköy
Askoroz Engindere Mağloz (Mağaloz) Camidağı
Aşağı Köy Sıraköy Mahanca Tuğlalı
Atyanoz Çıkara Bozukkale Mahura Tozköy
Avare ------------ Makravis ------------
Babalat Sessizdere Malpet Eriklimanı
Babik Tophane Mamul Kesmetaş
Babik (Mapavri) Çukurluhoca-Gürpınar Manle Kirazlı
Bablat ------------ Maset ------------
Bodullu Mutlu Mavrant Kalecik
Bostancı ------------ Mezid
Buleb-i Ulya Zafer Mirekaloz Hamidiye
Burhaniye ------------ Misahor Kaptanpaşa
Canpolat Pehlivantaşı Mişona Pazarköy
Cimil Cimil Murciva Yenipazar
Cimil Başköy Başköy Muskas Çeşmeköy
Cimil Ortaköy Ortaköy Noğadiğa Cumhuriyet
Çaklı Çukurlu Ortaköy Ortaköy
Çanceva Büyük Caferpaşa Palodya Beyazsu
Çiçeva Haramtepe Perestaz ------------
Çiklenar Sarayköy Perkam Demirhisar
Çoncik Taşpınar Petran Meşeköy
Eski Pazar ------------ Petroz Fıçıtaşı
Falkoz ------------ Pilaymanoz Çakmakçılar
Fatla Kireçhane Polihoz Dumankaya
Filandoz Derepazarı Merkez Potomya Kaçıran Zincirliköprü
Filarğanoz Rados Uzunköy
Filarğoz Topkaya Raşot (Raşota) Çeşmeli
Fosa Köprülü Ruğa Sağırlı Hilal
Funçarari ------------ Ruspa Uzunkaya
Gelir ------------ Ruspa Satoz ------------
Gürgen Gürgen Ruspa Yalı Uzunkaya
Ğalata Yalı Sahor Sinekli
Ğaliçoz Selimiye Sakrık Azaklıhoca
Ğancevanoz (Ğuncinoz) Denizgören Salarha Atyanoz Kasarcılar
Ğodri Dağınıksu Salarha İveroz Müderrisler
Ğoloz Kendirli Salarha Kaçıran Elmalı
Ğorğor (Ğorğorlu) Büyükköy Salarha Kapnes Dağdibi
Ğotoz Pekmezli Salarha Likoz Kokulukaya
Hahunc Çataldere Salarha Ruspa Muradiye
Hako Şehitlik Salarha Sengöz Kömürcüler
Hama Bahattinpaşa Salarha Tekye ------------
Hamalyoz Bozukkale Sandık Sandıklı
Hamza(Homeze) Demirkapı Sarnune ------------
Hanes Bıldırcınköy Seftar Yolbaşı
Hanzi Sandıktaş Setoz Kıbledağı
Harvel Güzelköy Sevelos Alipaşa
Havan Haraz ------------ Sondere ------------
Hazavit Ulucami Sümela ------------
Hazavrik ------------ Şana ------------
Hırdomus ------------ Şatroz Gölgeli
Hohol Soğukçeşme Şimadiyoz Kirazdağı
Holitoz Üzümlü Tivranoz Geçitli
Hos Maltepe Tolnas Yeşiltepe
Kabahor Gölyayla Tolun Taşçılar
Kafkame Çağrankaya Tonik Cevizlik
Kaliskavar ------------ Ufak Uyuyan ------------
Kalohraf Kiremitköy Umma Ortapazar
Kanbar ------------ Umma Tariklar Yolüstü
Kanboz Islahiye Umma Tuğlu Üçkaya
Kandeva Kırklartepesi Vandri Çağlayan
Kapnes Dağdibi Vane Ilıcaköy
Karasu Karasu Vanik Örnek
Karayemiş Çaybaşı Varances ------------
Kavalyoz mea Ğalata Yalı Varankoz Fıçıcılar
Kavaroz Sabuncular Varda Güneyce
Kirazocağı ------------ Vila Veliköy
Koçoktor ------------ Vilku Dereköy
Koçoktor Kebir ------------ Yaka Yaka
Kofin Beştepe Yapraklar Yapraklar
Kolica Subaşı Yeniköy Yeniköy
Kolyav Bayırköy Yolit ------------
Komes Şimşirli Zancel Taşhane
Kozandinoz Kurtuluş Zavendik Çiftlikköy

Mahalle isimleri tablosu:
Eski Adı Yeni Adı Eski Adı Yeni Adı
Akşemseddin
------------ Kamaşnoz
Mermerdelen
Arkolikoz
Ekmekçiler Kament
Kavaklı
Arkotil
Camiönü Kankalanoz
Yağlıtaş
Babik
Tophane Kasım Ağa
------------
Bayram Bey ------------ Kavak Meydan
------------
Boztepe
------------ Kavaroz
Gülbahar
Büyük Samri
Kaplıca Kendinar
------------
Çancol
------------ Küçük Samri
Küçükköy
Çarihoz
Dağsu Müftü
Müftü

Çırakcı
------------ Paşyan (Peşeyan)
Çarşı
Debbağhane
------------ Pendoz
Değirmendere
Diğer Haldoz
Portakallık Peripol
Pehlivan
Emineddin
Emineddin
Piri Çelebi
Piri Çelebi

Filyoz
Halatçılar Romanoz
Hamzabey
Faros
------------ Romanoz-i İslâm
Hayrat
Hacinoz
Çamlıbel Romanoz-i Rum
Akçaköy
Haldoz
Bağdatlı Roş
Reşadiye
Hamrik
İslâmpaşa Samri
Çorapçılar
Havli
------------ Sirahoz
Çorapçılar
Hortoz
Fener Tekfur Çayır
------------
İksenit
Kambursırt Tekye
------------
Kale
Kale
Vonit-i Rum
Atmeydanı
Kalohten
Paşakuyu Yeniköy
Yeniköy


Sicilde geçen sülale isimlerine gelince, hane reisleri defterde önce soy ve lakapları ile tanıtılmıştır. Uzun süren savaşlar ve akabinde kaybedilen topraklarda yaşayan Müslüman ahalinin Balkanlar, Kırım ve Kafkaslardan kitleler halinde göçleri Anadolu’nun muhtelif yerlerinde ikamet ettirilmeleri meselelerini ortaya çıkarmıştır . Nitekim defterimizde de soyları ve lakapları; Kırımlıoğlu , Ahıshalıoğlu , Bostancalıoğlu gibi Balkan ve Kırım kökenli sülâlelere rastlanmaktadır. Gürcü yazarların yazdıkları kitaplarda Baltaoğulları sülâlesinin Laz sülâlesi olduğu ve bunların Kıpçaklara mensup bir boy olduğu belirtilmektedir. Özellikle Rize ve Trabzon’da başı ve sonu “Balta” ile biten birçok ailenin Kıpçakların “Balta” oymağından olduğu rahatlıkla söylenebilir .

Sicilde geçen sülâle isimleri:
Abacıoğlu Abadoğlu Abanozoğlu Abdulazizoğlu
Abdullahoğlu Abdurrahmanoğlu Abucıoğlu Ahıshalıoğlu
Ahmed Ağazâde Ahmed Çavuşoğlu Ahmedoğlu Akıncızâde
Akmehmedoğlu Alacoğlu Alacoğlu Alatomoğlu
Alemdarzâde Alevoğlu Ali Efendioğlu Ali Gelinoğlu
Ali Habiboğlu Ali Kaptanoğlu Ali Reisoğlu Aliağaoğlu
Alicanoğlu Alininoğlu Alioğlu Alişanoğlu
Altıkayaoğlu Altıkulaçzâde Altıparmakoğlu Ancaoğlu
Araboğlu Arslanoğlu Asbetoğlu Aşıkoğlu
Avcıoğlu Avcıoğlu Aynacıoğlu Azaklıoğlu
Babalatoğlu Baboğlu Babuşcioğlu Bağdadlıoğlu
Bakaroğlu Bakıroğlu Bakkaloğlu Ballıoğlu
Baltaoğlu Banabakoğlu Başkabanoğlu Başoğlu
Bataroğlu Bayezidoğlu Bayrakdaroğlu Bayramoğlu
Baytaroğlu Becayişdenoğlu Bediroğlu Bektaşoğlu
Berber Hüseyinoğlu Beruzâde Beşaretlioğlu Beşikcizâde
Beşiroğlu Bıçakçıoğlu Bıyıklıoğlu Bıyıkoğlu
Bilaloğlu Boduroğlu Bostancalzâde Bostanoğlu
Boşiroğlu Boşnakoğlu Buberoğlu Burduroğlu
Burnazoğlu Bursalıoğlu Buzikaoğlu Caboğlu
Caferoğlu Camdanoğlu Camkıranoğlu Cantıoğlu
Cemadanoğlu Cevahiroğlu Cezairlizâde Cimillioğlu
Cincioğlu Cinioğlu Civelekoğlu Cuhniyanınoğlu
Çakıroğlu Çakmakcıoğlu Çalıkoğlu Çaloğlu
Çamaşuzâde Çamur Alioğlu Çamurluoğlu Çavuşoğlu
Çeküçoğlu Çenbercioğlu Çepnioğlu Çerkesoğlu
Çileninoğlu Çizmecizâde Çobanoğlu Çolakoğlu
Çorbacıoğlu Çukurluoğlu Davudoğlu Deli Baltaoğlu
Deli Hasanoğlu Deli Hüseyinoğlu Deli İbrahimoğlu Deli İsmailoğlu
Deligözoğlu Delioğlu Dervişanzâde Dervişoğlu
Dilonunoğlu Dilooğlu Dizdaroğlu Dolaroğlu
Durmuş Alemdaroğlu Durmuş Efendioğlu Durmuşoğlu Eksiklioğlu
Ekşioğlu Elhazoğlu Eloğlu Eminoğlu
Emir Ahmedoğlu Emiroğlu Engeloğlu Erdaloğlu
Esiroğlu Esmaoğlu Estafiloğulları Faiszâde
Fazlıoğlu Fencioğlu Ferhadoğlu Fettahoğlu
Feyizoğlu Filarocoğlu Fitozoğlu Fondoğlu
Furtunaoğlu Galataoğlu Gedikoğlu Gelirlioğlu
Genç Alioğlu Gençoğlu Giritlioğlu Güç Ahmedoğlu
Gül Ahmedoğlu Gürcî Ahmedoğlu Gürcioğlu Gürusoğlu
Güvelizâde Güzel Osmanzâde Ğorğoroğlu Habiboğlu
Haceoğlu Hacı Abbas Ağaoğlu Hacı Abdi Ağazâde Hacı Abdullahoğlu
Hacı Abdurrahmanoğlu Hacı Ahmedoğlu Hacı Alioğlu Hacı Bayrakdaroğlu
Hacı Bilalzâde Hacı Cevahiroğlu Hacı Durmuş Efendizâde Hacı Efendioğlu
Hacı Fazlıoğlu Hacı Genç Ağazâde Hacı Hasanzâde Hacı Hüseyin Efendioğlu
Hacı İbrahimoğlu Hacı İsmailoğlu Hacı Kastioğlu Hacı Kostioğlu
Hacı Lahanaoğlu Hacı Mahmudoğlu Hacı Mehmedoğlu Hacı Memiş Efendizâde
Hacı Memişpaşazâde Hacı Mollazâde Hacı Osman Efendizâde Hacı Osmanoğlu
Hacı Ömeroğlu Hacı Selimoğlu Hacı Sururoğlu Hacı Şabanoğlu
Hacı Şakiroğlu Hacı Şamiloğlu Hacı Şekeroğlu Hacı Şekerzâde
Hacı Şükrüoğlu Hacı Tataroğlu Hacınınoğlu Hacıoğlu
Hâci Bastioğlu Hafızoğlu Haliloğlu Halpozoğlu
Hamailoğlu Hamzaoğlu Hanım Ağazâde Hantalzâde
Haracoğlu Harkaszâde Hartemaszâde Hasan Başoğlu
Hasan Efendioğlu Hasbakaoğlu Hayroğlu Hazaoğlu
Hazinedaroğlu Hemşinlioğlu Hoholoğlu Hohorininoğlu
Hokonunoğlu Hopoğlu Hordoloşzâde Horhoroğlu
Hortoroğlu Hotanınoğlu Hotoroğlu Hucazoğlu
Humbaracıoğlu Hurremoğlu Hurşidoğlu Husluoğlu
Hutoğlu Huyluoğlu Hüseyin Efendioğlu İbrahim Reisoğlu
İbrahimoğlu İbukaoğlu İlyoblioğlu İmamzâde
İnce Mehmedoğlu İnceninoğlu İnceoğulları İskebetoğlu
İskitoğlu İslâmoğlu İsmail Efendizâde İsmailoğlu
İstanioğlu İstatioğlu Kabahoroğlu Kabiloğlu
Kaboğlu Kabriloğlu Kapselioğlu Kaçaranlıoğlu
Kadızâde Kahvecioğlu Kasımoğlu Kakavanzâde
Kakşioğlu Kakuninoğlu Kakuoğlu Kalafatoğlu
Kalaloğlu Kalamanoğlu Kalamozluoğlu Kalandaoğlu
Kalaycıoğlu Kalçaoğlu Kalelioğlu Kalenderoğlu
Kalevoğlu Kalfaoğlu Kalpazanoğlu Kamasoğlu
Kamiloğlu Kanberoğlu Kanbozoğlu Kanburoğlu
Kancanoğlu Kandemiroğlu Kandiloğlu Kankeloğlu
Kansızoğlu Kantaroğlu Kaptanoğlu Kaputoğlu
Kara Ahmetoğlu Kara Alioğlu Kara Cehennemoğlu Kara Hasanoğlu
Kara Hüseyinoğlu Kara İbrahimoğlu Kara Mahmudoğlu Kara Mehmedoğlu
Kara Mustafaoğlu Kara Osmanoğlu Kara Ömeroğlu Karacaoğlu
Karacoğlu Karafazlıoğlu Karagözoğlu Karakaşoğlu
Karakavoğlu Karakulakcıoğlu Karamanoğlu Karaoğlu
Karslıoğlu Kart Osmanoğlu Kartoğlu Kasaboğlu
Kasbaroğlu Kaşmiroğlu Kaşsızoğlu Katıroğlu
Katmeroğlu Kavaklıoğlu Kavalzâde Ömeroğlu
Palicoğlu Kavrakoğlu Kavranoğlu Kayıkcıoğlu
Kaymakcıoğlu Kazancızâde Kebabçıoğlu Kebiroğlu
Keçecioğlu Kenanoğlu Keşişoğlu Kethüdaoğlu
Kılıçdaroğlu Kırbozoğlu Kırımlıoğlu Kirişoğlu
Kirkoroğlu Kirlioğlu Kobalzâde Kobuyercioğlu
Kocamanoğlu Koçaloğlu Kokaroğlu Kolayoğlu
Kolçakoğlu Kolivoğlu Konakoğlu Kondoloğlu
Kopuzoğlu Korimanoğlu Kortivaoğlu Kosifoğlu
Kotikoğlu Kotiloğlu Kovaroğlu Koyuncuoğlu
Kör Abdullahoğlu Kör Alizâde Kör Hasanoğlu Kör Osmanoğlu
Köroğlu Köse Hasanoğlu Köse Mehmedoğlu Köse Ömeroğlu
Köselioğlu Köseninoğlu Kösoğlu Kubatoğlu
Kudurganoğlu Kuğuoğlu Kukoğlu Kukucoğlu
Kukuloğlu Kukuoğlu Kulaksızoğlu Kumbasaroğlu
Kumuşoğlu Kurdoğlu Kuru Mahmudoğlu Kuru Ömeroğlu
Kuşatoğlu Kuveloğlu Kuyumcuoğlu Küçük Ahmedoğlu
Küçük Alioğlu Küçük Hasanoğlu Küçük Hüseyinoğlu Küçük İslâmoğlu
Küçük Mehmedoğlu Küçük Osmanoğlu Küçük Ömeroğlu Küçük Salihoğlu
Küçükünoğlu Külünkoğlu Kürd Alioğlu Kürd Hasanoğlu
Kürd Hüseyinoğlu Kürd Osmanoğlu Kürd Reşidoğlu Kürdoğlu
Lahanaoğlu Lalataroğlu Lavasoğlu Laz Mahmudoğlu
Laz Osmanoğlu Lazoğlu Lefezoğlu Lefteroğlu
Lerozluoğlu Likzâde Mafratoğlu Mağriblioğlu
Mahioğlu Mahiroğlu Mahmudoğlu Makaraoğlu
Malazoğlu Mamatioğlu Mandevoğlu Manizâde
Manlelioğlu Mapavrilioğlu Maraşoğlu Öksüz Ahmedoğlu
Marğeşoğlu Mataracızâde Mavioğlu Mehmed Alioğlu
Mehmed Başoğlu Mehmed Receboğlu Mehmedoğlu Memenoğulları
Memikaoğlu Memişoğlu Mendiloğlu Mengenoğlu
Mercanoğlu Metozâde Midyecioğlu Mimoğlu
Mirzaalioğlu Mirzaoğlu Mizelioğlu Molla Ahmedoğlu
Molla Hamzaoğlu Molla Hasanoğlu Molla Hüseyinoğlu Molla Mehmedoğlu
Molla Mustafaoğlu Molla Osmanoğlu Molla Ömeroğlu Molla Sadıkoğlu
Molla Salihoğlu Molla Veyisoğlu Mollanınoğlu Mollayüzlüoğlu
Morgüloğlu Mozikoğlu Muradoğlu Murzioğlu
Musaoğlu Mustafaoğlu Mustununoğlu Mutaoğlu
Müderrisoğlu Müftüzâde Mürseloğlu Nevruzoğlu
Nimetoğlu Odabaşoğlu Ofluoğlu Okkaoğlu
Osman Habiboğlu Osoğlu Otçuoğlu Öksüzoğlu
Ömer Habiboğlu Paskaboğlu Peçeoğlu Pehlivanoğlu
Pendoğlu Peraşluoğlu Peruzoğlu Pervezoğlu
Petrooğlu Petrozoğlu Bıçakçıoğlu Pişmişoğlu
Polihozluoğlu Rakıcızâde Receboğlu Reisoğlu
Reyhanoğlu Roboğlu Sabuncuoğlu Sadık Hasanzâde
Sadıkoğlu Safoğlu Sağıroğlu Sakaloğlu
Sakanınoğlu Sakioğlu Sakrıklıoğlu Salcıoğlu
Salihoğlu Sandıkçıoğlu Sapuloğlu Sarı Ahmedoğlu
Sarı Hasanoğlu Sarı Hüseyinoğlu Sarı Mahmudoğlu Sarı Mehmedoğlu
Sarı Mustafaoğlu Sarı Osmanoğlu SarıHasanoğlu Sarıoğlu
Satıroğlu Seferoğlu Seğmenzâde Selimoğlu
Semizoğlu Sentenaloğlu Serhanoğlu Seyyidoğlu
Simsaroğlu Sinekoğlu Sipahioğlu Siraczâde
Sirkecioğlu Sofininoğlu Sofioğlu Sofizâde
Sofoğlu Sohtorikoğlu Solakoğlu Sufioğlu
Sufuroğlu Sukyasoğlu Suyabatmazoğlu Süleymanoğlu
Sürgünoğlu Şabanoğlu Şaburoğlu Şadzâde
Şahinoğlu Şalvaroğlu Şamandıroğlu Şamilzâde
Şamlıoğlu Şatırzâde Şehirlioğlu Şemedanzâde
Şepiroğlu Şeremetoğlu Şerifoğlu Şetoğlu
Şeyhzâde Şirinoğlu Şişmanoğlu Şumuloğlu
Tabakoğlu Tafulioğlu Tahtacıoğlu Takulinoğulları
Tarlacıoğlu Taşçıoğlu Tatarzâde Tatzâde
Tavilzâde Tavlaşoğlu Tavukçuoğlu Tayyiboğlu
Telcioğlu Tellioğlu Tersoğlu Terzi Ahmedoğlu
Terzi Hüseyinoğlu Terzi İsmailoğlu Terzioğlu Zazaoğlu
Tevetoğlu Timürcioğlu Tiryakioğlu Tokatlızade
Tonbuloğlu Top Osmanoğlu Topaloğlu Topçununoğlu
Topçuoğlu Topuzoğlu Trabzonluoğlu Turanınoğlu
Turanoğlu Turnaoğlu Tuzcuoğlu Tüfenkcizâde
Türüdoğlu Tüylüoğlu Uskurluoğlu Usta Hüseyinoğlu
Usta İbrahimoğlu Usta Mahmudoğlu Usta Ömeroğlu Uzun Abdioğlu
Uzun Ahmedoğlu Uzun Alioğlu Uzun Hasanoğlu Uzun Hüseyinoğlu
Uzunoğlu UzunÖmeroğlu Vardalıoğlu Vardaloğlu
Veli Hüseyinoğlu Veli Mehmedoğlu Velikaoğlu Velioğlu
Veziroğlu Yağcıoğlu Yahyaoğlu Yakuboğlu
Yalakoğlu Yalıncıoğlu Yanaroğlu Yanbeyoğlu
Yanıkoğlu Yavaşoğlu Yazaroğlu Yazıcıoğlu
Yemanidoğlu Yetimoğlu Yıldırımoğlu Yoğurtçuzâde
Yusufoğlu Zahiroğlu Zaimoğlu Zenginoğlu
Zerdecizâde Zeyrekzâde Zırhzâde

22. Aile Hayatı
Toplumun tabiî bir öğesi olan aile, insanlığın başlangıcı ile birlikte var olagelmiştir. Aile toplumun varlığının devam etmesinde önemli görevler yüklenmiş, ekonomik hayata yön vermiş, sosyal ve siyasî hayatı düzenlemiş, dinî ve kültürel fonksiyonlar icra etmiştir. Bunların da ötesinde insanlığın varlığı ve yeni nesillerin teşekkülünde evrensel bir kurum olmuştur. Bir toplumun siyasî, sosyal, hukukî ve ahlaki yapısını anlayabilmek için, o toplumun küçük bir modeli olan aileye bakmak gerekir. Ailenin iyi tahlil edilmesiyle, o topluma ait birçok meselenin çözümüne ilişkin ipuçları bulunacaktır.
Osmanlı ailesi hakkında yapılacak araştırmalarda Şer’iyye Sicilleri önemli veriler içermektedir. Şer’iyye Sicilleri, sadece Osmanlı kanunlarının uygulaması değildir. Üzerinde çalışıldığında sosyal tarihimiz için birçok gerçek ortaya çıkmaktadır . Evlilik tiplerinden tutun da ailenin çözülmesi, ailedeki roller ve statülerin daha doğru ve daha detaylı resminin çizilmesine kadar önemli donelere sahiptirler. Bu çerçevede şer’iyye sicilleri, aile ile ilgili sosyal olayların fetvalardan yararlanılarak yansıtılmasının haricinde birincil kaynak konumundadır .

220. Ailenin Oluşumu
Ailelerin evlenmeyle teşekkül ettiği açık bir husustur. Evlenme, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir erkek ile kadının, ortak bir hayat sürmek ve evlât yetiştirmek amacıyla gerekli bağı meydana getirmek üzere yaptıkları bir akit olarak tarif edilebilir. Ailenin hem oluşum süreci hem de dağılması ile ilgili bulgular o dönemdeki aile yaşantısı ve işleyişi ile ilgili olarak bize güzel ve ayrıntılı bilgiler vermektedir.

2200. Evlilikte Rıza
Evlenecek kişilerin, hür iradelerini kullanmaları İslâmî bir prensiptir. Bu dönemlerdeki uygulamalarda da, bu prensibin geçerli olduğunu görmek mümkündür. Ancak evlilik olmazdan önce yapılan nikâh akdi ile yeni bir aile yuvası teşekkül ettiği için, ailenin sağlıklı bir şekilde devamı bakımından tarafların rızasına büyük önem verildiğini görüyoruz. Başta, evlenecek gelin ve güvey adayları ile bunların ailelerinin, yapılacak nikâh akdine razı olmaları gerekiyordu. Hatta evlenmelerine mâni bir halin olmadığına dair mahalle ileri gelenlerinin de şahitliği istenmekteydi ki, bu da bize bir bakıma mahalle imamının ve ihtiyar heyetinin de onayının arandığını söyleme imkânı vermektedir. Ayrıca, bütün bunların dışında, Kadı’nın onayı gerekiyordu.

Buluğ çağına girmeyen çocuklar veya küçük yaştakiler diye ifade edebileceğimiz bireyler de, erginlerle birlikte aynı toplum içerisinde yaşamaktadırlar. Küçük yaştakilerin erginlerden farklı tarafı, ailevî ve toplumsal sorumluluklarını velilerin üstlenmesidir. İslâm hukukunda “velâyet” diye tanımlanan bu sorumluluk sosyal bir olgu olan evlenme konusunda da dikkate alınmıştır.

Bazı velilerin küçük yaşta olan çocukları adına nikâh akdi yapabilecekleri düşünülerek, İslâm mezhepleri, bu konudaki görüşlerini ortaya koymuşlardır. Örneğin Hanefi mezhebinde, akıl-baliğ olmayan erkek ve kızların eğer velilerinden biri yoksa hâkim izni olmadan yapacakları evlilik akitlerinin geçerli olmayacağı yönünde fetva verilmiştir . Hanefi mezhebi velilerin (baba ve dede hariç) çocuklarını evlendirmesi halinde çocukları, rüştlerine eriştiklerinde, evliliği geçerli sayıp-saymama konusunda özgür bırakmıştır. Bu karar “buluğ muhayyerliği” şeklinde normlaştırılmıştır. Ancak küçük yaşta evlendirilen ve evliliği istemeyip iptal ettirmek isteyen erkek veya kızın akıl-baliğ olur olmaz şahitler huzurunda kararını açıklaması şart koşulmuştur. Buna ek olarak iptal kararının geçerliliği için de kadı kararı gerekli görülmüştür .
Küçük yaşta evliliklerin iptali için mahkeme kararının zorunlu oluşu, incelediğimiz dönemde Rize’de bu tür nikâh iptal davalarının sıklık derecesinin tespitinde önemlidir. Bu davaların sıklığının tespiti ise, gerek erkek, gerekse kadın cinsiyeti bakımından Osmanlı ailesinde çocukları üzerinde yegâne otorite sahibi olarak ileri sürülen baba veya benzeri statülerin anlaşılmasına katkıda bulunabilir.

Şüphesiz burada ister istemez, buluğa ermeden evlendirilen kız çocuklarının kocalarıyla birlikte yaşayıp yaşamadıkları sorusu akla gelmektedir. Ömer Nasuhi Bilmen’e göre, bir çocuğun nikâhı akdedilmekle hemen zifaf icrası gerekmeyeceği aşikârdır . Zira İslâm, bu şekilde akdedilmiş evlenmenin esas hüküm ve neticelerini, kızın buluğa ermesine kadar askıda bırakmıştır. Bunun sebebi, küçüğün fiziki bakımdan olgunlaşmasını beklemek ve sonuçta evliliğin kadının sıhhatine zarar vermesini önlemektir . İşte bu noktada, buluğ çağına gelmemiş gençlerin evlendirilmesiyle alâkalı uygulamaları Rize ailesinde görmek mümkündür.

Örneğin, 8 Recep 1331’de Rize’nin Sahor (Sinekli) köyünden olan Hacer bint Şaban isimli kızı, annesi, aynı köyden olan Mehmet ile nikâhlamış; fakat kız ergenlik yaşına girer girmez itiraz etmiş ve nikâhını feshettiğini açıklayarak mahkemeye tescil ettirmiş ve mahkeme de nikâhını iptal etmiştir .

Petroz (Kututaş) köyünde yaşayan ve vasisi tarafından küçük yaşta nikâhı yapılan Hacer bint İshak isimli kız, vekili olan Abdulhamid Efendi aracılığıyla 23 Muharrem 1332’de mahkemeye gelerek, akıl-baliğ değilken 13 yaşında kendisinden küçük Yusuf ile nikâhlandığını, akıl-baliğ olduğunda (15 yaşına geldiğinde) ise, nikâhını istemeyip iptal ettiğini beyan ederek mahkemeden evliliğin iptalini istemiş, mahkeme de nikâhın geçersizliğine karar vermiştir .

Neticede, söz konusu dönemde Rize’de küçük yaşta olduğu halde, velileri tarafından yapılan nikâh akitlerinin iptali istenen dava sayısı sadece ikidir. Bu miktar aile ile alâkalı davalar arasında küçük bir oranı teşkil etmektedir.

2201. Nikâh
Evlenme için çoğunlukla nikâhın mahkeme siciline kaydedilmesi gerekiyordu. Ama bu tür kayıtlara her sicilde çok sayıda rastlanmaz. Sicile kayıt edilmeyen nikâh da sözlü rıza ile cemaat nezdinde meşruiyet kazanmış demektir. Umumi uygulama da böyle olmalıydı. Bütün milletin nikâhının sicillerde kayıtlı olduğunu hiçbir tarihçi iddia edemez. Fakat bazı bölge ve şehirlerin bu konuda hassas olduğu görülmektedir . Çalıştığımız sicilde nikâh kayıtlarıyla ilgili bulguları tereke, nafaka, veraset davaları gibi farklı mahkemelik olaylardan elde etmeye çalıştık.

İslâm hukukunda aile, kutsal bir yapı olarak değerlendirilmiştir. Ailenin teşekkül edebilmesi için evlenmenin, evlenmenin teşekkül edebilmesi için de nikâh akdi denilen sözleşmenin yapılması şarttır. İslâm’a göre, evlenecek erkek ile kadın arasında akdedilen nikâhın geçerli olabilmesi için resmi bir memurun veya bir din adamının huzurunda yapılması gerekli değildir. Bunun için iki erkek şahit yeterlidir. Ne var ki, nikâhın önemi ve sosyal hayattaki etkisi sebebiyle oldukça erken devirlerden itibaren, akdin hukuki yönünü bilen bir kişi huzurunda yapılmasına itina gösterilmiştir .

Nikâhı kıyan kişiler umumiyetle kadılar, naipler veya mahalle imamlarıdır. Ancak birtakım suistimâllerin önlenebilmesi için Kadı’nın, müracaat eden her kimsenin nikâhını kıydığını düşünmemek gerekir. Kadı, önceden mahkemeye başvurup evlenmelerinde hukuki bir mahzur bulunmadığını ortaya koyarak gerekli izni alan ve bir izin kağıdı getiren kimselerin nikâhlarını kıymakta idi . Kadı tarafından, evlenecek gelin ve güvey adayları ile tespit edilen mehirleri, “izinnâme” adı verilen kağıtlara yazılır. İzinnâmeler, tarafların evlenmelerine izin verildiğini ihtiva eder ve mahalle ya da köy imamlarına hitaben yazılırdı . Bu kağıtların özenle saklanması, ileride bilhassa mehir konusunda çıkabilecek anlaşmazlıkların önlenmesi bakımından önemliydi.

Örneğin, Rize’nin Emineddin mahallesinden Tuzcuzâde İhsan Bey ibn İzzet Bey ile Ümmü Gülsüm Behice Hanım bint Mehmet Ali Bey, 26 Recep 1332 tarihinde 401 lira-i Osmani mehr-i müeccel ile o tarihte liva naibi olan Necip Efendi’nin mührünü taşıyan bir izinnâme ile evlenmişlerdir .

29 Cemâziyelâhir 1332’de Küçük Samri (Küçükyurt) köyünden olan Ulveoğlu Ömer bin Ali ve Kalçaoğlu Nadire bint Mehmet, yaşları küçük olması sebebiyle velileri tarafından 30 lira-i Osmani mehr-i müeccel karşılığında 14 Cemâziyelevvel 1332 tarihinde çıkarılan bir izinnâme ile evlenmişlerdir .

Burada şu hususa da değinmekte fayda vardır. Kadı, naip ya da onların müsadesiyle mahalle ve köy imamlarına nikâh akdedilmesi esnasında genellikle evlenecek kız ve erkeğin bizzat bulunmalarının yanı sıra bazen bunların vekilleri tarafından temsil edildiklerini de görmekteyiz.

Muskas (Çeşmeköy) köyünden olup 12 yaşında olan Hacıoğlu Rıfat bin Kel (Gül) Ali ile 18 yaşındaki Osmanoğlu kerimesi Emine bint Mansur velilerinin vekilliğinde evlendirilmişlerdir .

11 Safer 1331 tarihinde Zavendik (Çiftlik) köyünde 3 yaşındaki Çalıkoğlu kerimesi Gülçehre bint Yakub ile 8 aylık olan Arğaloz (Yanıktaş) köyünden Gençoğlu Hasan bin Memiş 500 kuruş mehr-i müeccel karşılığında velilerinin izni ile evlendirilmişlerdir .

Buradan şu sonuca varılabilir: M. Akif Aydın’ın da işaret ettiği gibi Osmanlı toplumunda evlenmelerin, devletin her türlü kontrolünden uzak, alım-satım gibi alelâde bir müessese olmadığı fikrini destekleyici veriler elde etmemiz mümkündür . Aksine, devletin sıkı denetim altında tuttuğu, dinî olduğu kadar aynı zamanda medenî akitlerdir.

2202. Mehir
Üzerinde çalıştığımız Şer’iyye sicilinde mehir, ödeme biçimlerine göre nikâh akdi sırasında peşin ödenen “mehr-i muaccel”, ileride ödenilmesine söz alınan “mehr-i müeccel”, akit sırasında veya akitten sonra belirlenen “mehr-i müsemma” şeklinde ifade edilmiştir . Mehir miktarlarının belirlenmesinde, ailelerin ekonomik açıdan yer aldıkları tabakanın yanı sıra, kadınların yaş, güzellik, bakirelik, dulluk ve sosyal statüleri gibi özelliklerinin etkisi kaçınılmazdır . Fakat söz konusu dönemle ilgili sicilde özellikle nikâh akitlerinin doğrudan yer almaması nedeniyle biz, aynı sicilde kaydedilmiş, boşanma davalarından veya eşinin ölen kocasının mirasından mehrini almak için açmış olduğu dava kayıtlarından mehir miktarlarını tespit edebiliyoruz.

Örneğin, 27 Receb 1332’de Rize’nin Hamalyoz (Balıkçılar) köyünden olan Çolakoğlu kerimesi Meryem bint Yahya, Perkam (Demirhisar) köyünden Hacı Ömeroğlu Mahmut bin Ahmet ile 10 lira-i osmani mehr-i müeccel ve 3 lira mehr-i muaccel ile evlenmişlerdir .

Mehr-i müsemma ile ilgili olarak bir örnek vermek gerekirse, 8 Muharrem 1332’de Rize’nin Kavaroz (Gülbahar Sultan) mahallesinden olan Gül Hanım bint Rıfat Efendi, Mapavri (Çayeli) nahiyesinin Yaka köyünden Sofoğlu Hacı Mahmut Efendi ibn Ömer Efendi ile 17 adet Osmanlı lirası mehr-i müsemma karşılığında evlenmişlerdir .

Rize’de söz konusu dönemde mehrin kadınlara sağladığı ekonomik statüyü anlamak için kesin değerlendirmelerde bulunmak güç olsa da bir kanaat oluşturmaktadır. Örneğin, ilgili dönemde bir kara sığır inek 4 adet Osmanlı (4 adet yüzlük mecidi altın) lirasına satılmaktadır. Bugünkü fiyatlarla karşılaştırıldığında mehir miktarı belirlenen kadının mehir ile kazandığı ekonomik statüsü hakkında belirli bir kanaat elde edilebilir. Mehir kadınlara önemli bir ekonomik gelir getirici işlevde bulunurken, kocalara önemli bir ekonomik yük olmuştur. Dönem itibarıyla merak edilen konulardan birisi de çok eşle evliliktir.

2203. Çok Eşle Evlilik
Evlilik bütün toplumlarda görülen çok eski bir olgudur. Bazı toplumlarda tek eşle evlilik görülürken, bazılarında ise birden fazla eşle evliliklere rastlanmaktadır. İslâm dini, cahiliye toplumunda sınırsız sayıda yapılan evliliklere sınırlama getirerek, şartlı olarak ancak dörde kadar evliliğe izin vermiştir . Bu husus Osmanlı toplumu için de geçerlidir. Ancak Osmanlı toplumunda eş sayıları hakkında, İslâm’ın verdiği izne bağlı olarak mevcut olan kanaatin aksine daha önce yapılan araştırmalar neticesinde birden fazla eşle yapılan evliliğin pek yaygın olmadığı tespit edilmiştir . Elimizdeki sicilde yer alan sadece beş kayıtta çok evlilik örneğine rastlanmaktadır. Bu kayıtlarda zikredilen kişilerin ikişer kadınla evli oldukları anlaşılmaktadır. Bu kayıtlar, o dönemde çok eşliliğin yaygın olmadığını göstermekle beraber toplumun genel durumu hakkında bir kanaate varmak için yeterli olmayabilir. Fakat o dönemle ilgili olarak bu konuda bize bir ufuk açmaktadır.
5 Rebîülevvel 1332’de Rize’nin Kura-i Seba (İkizdere) nahiyesinin Varda (Güneyce) köyünden Alemdaroğlu Hacı Receb Efendi ibn Mehmet’in veraseti, eşleri olan Fatıma bint Hacı Yusuf ve Zehra bint Ahmet’e intikal etmiştir .

12 Ramazan 1332’de Rize’nin Ğorğor (Büyükköy) köyünden olan Ofluoğlu kerimesi Havva bint Memiş’in mahkemeye gelerek Kanboz Kaşatoz (Islahiye) köyünden olan eşi Topuzoğlu Haşim bin Mahmut’un üzerine başka bir kadın daha aldığı ve nafakasını temin etmediği gerekçesiyle mahkemeye başvurduğu tespit edilmiştir .

Netice itibarıyla söz konusu dönemde Rize’de, birden fazla kadınla evlenme oranı düşüktür. Dolayısıyla tek kadınla evliliğin yaygın bir evlilik tipi olduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda daha isabetli sonuçlara ve genellemelere gidebilmek için Rize ile alâkalı bir sicille yetinilmemesi gerekir.

2204. Eşlerin Ailedeki Statüleri
Temelde aile yapısını oluşturan karı-koca ve çocuklar, aile bünyesinde birbirleriyle ilişkiler içerisindedir. Bu ilişkileri şekillendiren ve belirleyen ise; aile üyelerinin ailedeki statüleridir. Bu bağlamda ilgili dönemde Rize ailesindeki statü ve rollerin gözlemlenmesinde yarar vardır. Kocaya karşı, karısının ailedeki pozisyonu, mülk edinebilme ve tasarruf hakkı gibi hususlar, ailedeki kadının statü ve rollerinin belirlenmesi ve Osmanlı ailesi ile ilgili yapılacak genellemelere katkıda bulunması bakımından önemlidir.

İslâm, aile yöneticiliğini kocaya vermiştir. Her aile üyesinin ailedeki fonksiyonunu düzenli olarak yerine getirebilmesi, üyelerinin gözetilmesi, ailenin devamı ve korunması için gerekli olan yöneticilik rolünün, keyfi ve nefsâni arzular için kullanılmasına ise izin verilmemiştir . Toplumda karı-koca birlikte bir şahsiyet olarak değerlendirilmiştir . Kocanın yöneticiliğine itaat, İslâm ahkâm ve ahlâkına uygun olduğu sürece olup, zulüm ve haksızlık durumunda yargıya başvuru hakkı vardır .

Osmanlı ailesinde, erkeklerin/kocaların eşlerine gerektiği gibi değer vermediği, onları ev içerisinde sadece ev işleri yapan hizmetçiler olarak kullandıkları şeklinde yaygın bir kanı mevcuttur . Toplumun içinde bile kadının statüsü, ait olduğu toplumsal tabaka veya gruba göre farklılıklar gösterebilmektedir . On yedinci yüzyılda Kayseri’de kadınların durumu üzerine bir inceleme yapan R.C. Jennings, Batılı milletlere karşı bir reddi veya itirazı ifade eden çarpıcı sonuçlara ulaştığını, özellikle şer’iyye sicilleri üzerinde detaylı çalışmaların yapılması gerektiğini ortaya koymuştur .

Hicrî 1330-32 yılları arasını kapsayan şer’iyye sicili üzerinde yapmış olduğumuz incelemelerimizde, sanılanın aksine, kadının toplumda sosyal bir statüye sahip olduğu, kendi işlerini görmek için mahkemeye başvurduğu, ekonomik hayatta da söz sahibi olduğu görülmektedir.

29 Cemâziyelâhir 1332’de Trabzon’un Faros mahallesinden Ayşe bint Abdullah ve kızı Esma aynı mahallede sahip oldukları bahçeli bir mülkü Rize’nin Yeniköy mahallesindeki Yanaroğlu Mehmet Usta ibn Ömer Reis’e satmıştır .
 
3 Rebîülâhir 1330’da Rize’nin Mağloz (Camidağı) köyünden Fatıma bint Ali bu tarihten 3 sene önce, sahip olduğu kara sığırını 4 adet Osmanlı lirası karşılığında aynı köyde ikamet eden Palicoğlu Arslan bin Ömer’e satmış. Ancak Fatıma parasını alamayınca mahkemeye başvurmuştur. Mahkeme de olayın doğruluğunu öğrenmek için şahitleri dinlemiş ve Arslan’a ödemeyi yapması için tembihte bulunmuştur .

Kadının toplumdaki sosyal statüsü ile ilgili olarak, incelediğimiz kayıtlardan hareketle göz önüne getirmek istediğimiz bir başka hususiyet de kadınların borç-alacak ilişkileri içerisindeki yeridir. 608 adet kaydın 39’unu (%6,4) alacak davaları teşkil ediyor. Bu alacak davalarının yalnız bir tanesinde kadının alacaklı konumunda olduğu tespit edilmiştir. Bahsi geçen kadının kendi parasını alabilmek için kocasını onun ailedeki statüsüne bakmaksızın dava ettiği görülmektedir.

Örneğin, 10 Rebîülâhir 1330’da Rize’nin Roş (İrşadiye) mahallesinde ikamet eden Hamide bint Ömer, eşi Mehmet’ten 95 lira 75 kuruş alacağının 7 lira 72 kuruşunu tahsil edebilmiş. Geriye kalan parayı almak için mahkemeye başvurmuştur .
 
Sonuç olarak söz konusu dönemde karı ile kocanın ailedeki statüleriyle alâkalı elde edilen tespit ve gözlemlere göre, kadının gerek ekonomik gerekse sosyal haklarını temin etmede, aile üyelerini mahkemeye dava edebildiği ve ailede erkek ve kadının mal varlığı ayrılığı prensibinin çoğunlukla geçerli bir ilke durumunda olduğunu söyleyebiliriz.

221. Ailenin Dağılması
Aile üyeleri arasındaki karşılıklı bağımlılık zamana göre değişebilmektedir. Buna göre aile bağı zayıflamaya doğru meylettiğinde, üyelerin birbirine karşı olan mevki ve pozisyonları da aynı eğilime gireceğinden aile, dağılma konusunda kolay adım atabilmektedir. Çünkü karşılıklı sevgi ve bağlılık üzerine kurulmuş bir ailenin sevgi ve bağlılığı kaybolduğunda parçalanması muhtemeldir.

2210. Süt Haramlığı
Bu dönemde Rize’de süt kardeşiyle evlenme yasak olmasına karşın; normlara aykırı olarak süt kardeşiyle bilerek veya bilmeyerek evlenme isteğinde bulunanlar olmuştur. Ancak bunlar, sicilde sadece iki kayıtta geçmektedir. Bu da durumun çok yaygın olmadığı anlamına gelir. Süt kardeşi oldukları anlaşılan çiftler mahkemeye gelerek ayrılma talebinde bulunmuşlardır. Sicilde geçen iki kayıt şunlardır.

2 Rebîülevvel 1332’de Rize’nin Kura-i Seba nahiyesinin Kohser-i Ulyâ (Çamlık) köyünde ikamet eden Aynacınınoğlu kerimesi Zinnet bint İbrahim ve Aynacınınoğlu Ahmet bin Yusuf süt kardeşi olduklarını sonradan öğrenmeleri üzerine mahkemeye başvurup ayrılmışlar .

19 Rebîülevvel 1332’de Rize’nin Büyük Samri (Kaplıca) mahallesinden Kalafatoğlu Rıdvan bin Mustafa, Kalafatoğlu kerimesi Gül Cemal bint Osman’ın kız kardeşi hükmünde olduğunu söyleyerek mahkemeye gelip boşanma talebinde bulunmuştur .

Görüldüğü üzere Osmanlı toplumunda evliliğin gerçekleşmesi hususunda İslâm Dini ve kültürel değerler, etkin rol oynamışlardır. Bu değerler evlenilmesi yasaklanan kişilerin de belirlenmesini sağlamıştır.

2211. Boşanma ve Sonuçları
Sağlıklı ve huzurlu bir şekilde işlevini yerine getirmeyecek bir evliliğin devam ettirilmesinde, gerek eşler, gerekse toplum açısından fayda görülmemektedir. Fakat, yüksek oranda aile çözülmelerinin, toplumun yapısında eksikliklere neden olacağına da dikkat çekilmiştir . Bu bakımdan o dönemde eşlerin ayrılmalarına izin verilip-verilmediği, ayrılmaların oranı ve şekli çalışmamızı yakından ilgilendiren bir husustur. Boşanma, netice itibarıyla aile müessesesinin dağılmasına sebep olan ve ancak zarûrî hallerde (zîna, şiddetli geçimsizlik, vb.) müsaade edilmekle beraber hoş karşılanmayan bir olgudur.

Sicillere kaydedilmiş olan boşanma kayıtlarından hareketle boşanma sebeplerinden birinin şiddetli geçimsizlik olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu tür boşanmalarda dikkatimizi çeken en önemli hususlardan birisi de, genellikle kadınların bu sebeple boşanmayı arzu etmiş olmalarıdır. Sicilde karı-koca arasındaki şiddetli geçimsizlik “hüsn-i imtizac” ya da “hüsn-i muaşeret” bulunmaması şeklinde ifade edilmektedir. Bu tür kayıtlara sicilde iki yerde rastlanmaktadır. Evlilik hayatının devamını kendi açısından mümkün görmeyen bir kadın, mahkemeye gelerek boşanma talebinde bulunmuştur.

Örneğin, 24 Cemâziyelâhir 1332’de Rize’nin Atina (Pazar) kazasının Vanik (Örnek) köyünden olup Kanboz köyünde oturan Kırkoroğlu kerimesi Emine bint Salih mahkemeye gelerek, Kanboz Kaşatoz karyesinden olan eşi ile beş seneden beri 800 kuruş mehr-i müeccel ile evli olmalarına rağmen aralarında hüsn-i muaşeret olmadığını (geçimsizlik olduğunu) belirtmiştir. Mehir, iddet nafakası ile maûnet-i sûkna hakkından feragat ettiğini belirterek boşanma talebinde bulunmuştur. Eşi de boşanma talebini kabul etmiş. Mahkeme de onları boşamıştır .

16 Recep 1332’de Rize’nin Rados (Uzunköy) köyünde ikamet eden Reisoğlu kerimesi Musibe bint Hacı Salih mahkemeye gelerek Hanes (Bıldırcın) köyünden Mustununoğlu Hamza bin Süleyman ile bir seneden beri yediyüz kuruş mehr-i müeccel ile evli olduklarını ancak aralarında hüsn-i imtizac olamadığını (geçimsizlik olduğunu ) belirtmiş. Mehir, iddet nafakası ile maûnet-i sûkna hakkından feragat ettiğini belirterek boşanma talebinde bulunmuştur. Eşi de boşanma talebini kabul etmiş mahkeme de onları boşamıştır .

Kadı’nın ve şahitlerin huzurunda gerçekleşen bu tür boşanmalara “muhalaa-i sahiha-i şer’iye” denilmektedir. Kadının boşanma karşılığı olarak ödediği bedele ise “hul‘” bedeli adı verilmektedir. Bu tür boşanmalarda kadın, genellikle mehr-i müeccelinden feragat etmekte ve kocasından iddet nafakası ile mesken masrafları (meûnet-i sûkna) talebinde bulunmayacağına dair beyanda bulunmaktadır . Küçük çocukların nafakasını da üstlenerek ve kocası ile anlaşarak boşanan kadınlar, zor durumda kaldıklarında ve çocukların nafakasını temin edemeyecek derecede ekonomik güçlüklerle karşılaştıklarında kadıya başvurarak, kocalarının itirazına rağmen , çocukların nafakası ve zarûrî ihtiyaçları için babaların üzerine nafaka takdir ettirmişlerdir. Nafaka miktarı erkeğin ve kadının sosyo-ekonomik konumuna göre değişmektedir . Bazen de kadın kendi hakkından feragat etmesine rağmen, çocuğunun nafakasını talep etmektedir.

Bir önceki boşanma örneğinde, kadın kendi haklarından feragat etmesine rağmen çocuğu için nafaka talebinde bulunmuştur. Mahkeme de çocuk için aylık 30 kuruş nafaka takdir etmiştir .

Kadın ile koca arasındaki geçimsizlikler her zaman boşanma ile sonuçlanmamaktadır. Böyle durumlarda mahkeme tarafından tembih işlevi devreye girerek kadın ile koca arasında ailenin daha sağlıklı yürüyebilmesi için bir hukuki koruma oluşturulmuştur.

Rize’nin Mapavri nahiyesinin Yaka köyünden Kürdoğlu Dursun bin Ahmet, eşi ölüp dul kalan Camkıranoğlu kerimesi Fatıma bint Abdulhamid ile iki seneden beri 1500 kuruş mehr-i müeccel ile şahidler huzurunda evlenmişler. Bir süre sonra Fatıma evliliğe riayet etmemeye başlamış. Kocası da mahkemeye gelerek eşinin eve gelmesi için ona tembihte bulunulmasını talep etmiş . Bu şekilde, mümkün olduğu kadar ailenin devamı hedef alınmaktadır.

11 Safer 1332’de Rize’nin Hanzi (Sandıktaş) köyünde ikamet eden Hacı Selimoğlu Abdülhamid Efendi ibn Ahmet aynı köyden Süleymanoğlu kerimesi Fatıma bint Hüseyin ile 1300 kuruş mehr-i müeccel ile evli olmalarına rağmen, Fatıma evlendikten 15 gün sonra babasının evine kaçmış. Abdulhamid de mahkemeye gelerek eşinin eve dönmesi talebinde bulunmuştur. Mahkeme de Fatıma’ya eşine dönmesi için tembihte bulunmuştur .

Boşanmaya karar verildiğinde eşler, bizzat veya vekilleri vasıtasıyla mahkemeye müracaat ederek bu kararlarını kadıya bildirmekte ve kadının huzurunda mehir ve iddet nafakası işleri halledilerek karşılıklı ibralaşılmaktadır.
 
10 Rebîülevvel 1332’de Rize’nin Yalıboyu Ruspa (Uzunkaya) köyünden Kandiloğlu Mehmet bin Osman eşi olan Hacı Sururoğlu kerimesi Ümmü Gülsüm bint Şakir’i üç talakla boşamış. Eşi de vekili aracılığıyla mahkemeye gelerek kocasından mehr-i müeccel hakkı olan 15 lira-i Osmani ile iddet nafakasını taleb etmiştir.

23 Cemâziyelâhir 1332’de Rize’nin Harvel (Hoşköy) köyünde ikamet eden Kocamanoğlu Mustafa bin Hasan, eşi olan Gül Hanım bint Mustafa ile 13 yıllık evli olmalarına rağmen, onu üç talakla boşamıştır .
Hukuki bakımdan cevaz verilmekle beraber hoş görülmeyen boşanmanın erkek, kadın ve çocuklar açısından bir takım sonuçlar doğurduğu malumdur. Gerçekleşen boşanmanın çeşidine göre farklılıklar gösteren bu sonuçlar; mehr-i müeccel, iddet nafakası ve meûnet-i süknânın verilmesi ya da feragati, iddet tespiti ile çocuğun durumu ve nafakası şeklinde gerçekleşmektedir. İddet müddeti, bilhassa kadının başka birisi ile nikâhlanabilmesi için önemlidir. Bu bakımdan bu konu ile alakalı üzerinde çalıştığımız sicilde 4 adet kayıt bulunmaktadır. İddet müddeti hakkında öncelikle boşanan kadın ve erkek ile mahalle sakinlerinden bilgi alındığı ya da bizzat onların ihbar etmek suretiyle bilgi verdikleri görülmektedir.

9 Muharrem 1332’de Andre (Hurmalık-Kayabaşı) köyünden İsmailoğlu İsmail bin Hasan 141 kuruş mehr-i muaccel ve 400 kuruş mehr-i müeccel ile Zehir Alioğlu kerimesi Sabire bint Ali ile 10 senelik evli iken, Sabire, kocasının kendisini Hicrî 1328’de üç talak ile boşadığını iddia ederek Taşcıoğlu Mehmet bin Hasan’a kaçmış. Mehmet de Sabire’nin, eşinden ayrıldığını ve kendisinin iddetini tamamladığını söyleyerek onunla evlendiğini iddia etmiş. İsmail de bunun üzerine Sabire’nin hâla kendi eşi olduğunu ve o tarihte Dersaadet’te ikamet ettiğini şahitler huzurunda ispat etmiş. Mahkeme de Sabire’yi Mehmet’den ayırıp İsmail’in evine dönmesi için Sabire’ye tembihte bulunmuştur .

Kendilerine yetecek kadar nafaka bırakılmadan terk edilen ve uzun yıllar geçse de kocalarından ölü ya da diri olduklarına dair herhangi bir haber alamayan kadınların, Hanefi mezhebine göre boşanma hakları yoktur. Ancak kadınların mağduriyetini önlemek için 16. asrın sonlarına kadar Şafii mezhebinin görüşü esas alınmıştır. Ne var ki 16. asırdan sonra muhtemelen bir fermanla bu imkândan vazgeçilerek tekrar Hanefilerin görüşüne dönülmüştür .

Oysa sıkıntı içerisinde olan kadınların, dört yıldan fazla bir süre kayıp kocalarından tefrik edilmemesi, onları zor durumda bırakmıştır. Bu probleme Hanefilerin bulabildiği çözüm, kadın için mahkemece günlük nafaka takdir etmek ve başkalarından borç alabilmesi için izin vermektir .

Örneğin, 17 Rebîülâhir 1331’de Rize’nin Kozandinoz (Taşlık) köyünden Kakşioğlu Maksud bin Arslan eşi olan Şahsene bint Abdurrahman’ı nafakasız bırakıp Rusya’ya gitmiş. Şahsene mahkemeye gelerek nafaka talebinde bulunmuştur. Mahkeme de olayın doğruluğu için şahitleri dinlemiş ve gaip eşi üzerine aylık 45 kuruş nafaka takdir etmiştir .

29 Rebîülâhir 1332’de Rize’nin Varankoz köyünden Sufuroğlu Memiş bin Receb eşi olan Sirkecioğlu kerimesi Fatıma bint Kamil’i nafakasız bırakıp Romanya’ya gitmiş. Fatıma mahkemeye gelerek eşinden nafaka talep etmiş. Mahkeme de olayın doğruluğu için şahitleri dinlemiş ve gaip eşi üzerine aylık 60 kuruş nafaka takdir etmiştir .

Görüldüğü üzere, evliliğin devamında, dinî, kültürel, sosyo-ekonomik, biyolojik, vb. bakımlardan ailede ciddi sıkıntıların ve olumsuz işlevlerin ortaya çıkacağı anlaşıldığında, aşırı güçlüklerle karşılaşılmadan, evliliklere son verilebilmiş ve aileler çözülebilmiştir. Bu bakımdan ailede, aile ile birlikte, aile üyelerinin her açıdan korunması, onların toplumun sağlıklı birer üyeleri olmaları yönünde toplumsal bir anlayış gayreti, bu dönemde Rize ailesinde gözlemlenmiştir.

222. Koruyucu Aile Müesseseleri
Aile üyelerinin ölümü veya tarafların birisinin veya her ikisinin talebiyle karı-koca arasındaki anlaşmazlık, uyumsuzluk ve geçimsizlik gibi sıkıntılarla aile, çözülmeyle karşı karşıya kalabilmektedir. Aile bu ikisinden hangi şekilde çözülürse çözülsün, parçalanmış ve aile üyelerinin özellikle kadınlar ve çocuklarının bakım, geçinme ve mesken gibi ihtiyaçlarının karşılanması problemi ortaya çıkmaktadır.

Koca veya babadan yoksun bir ailede, dış tehlikelerden korunma ve ailenin nafaka temini ve ilişkilerin düzenlenmesi vb. şeyler büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Karı veya anneden yoksun bir ailede de, çocukların bakımı ve beslenmesi, yetiştirilmesi, karı-koca ilişkilerinin gerçekleşmesi vb. hususlar olumlu anlamda yerine getirilemeyecektir. Bütün bu fonksiyonların aksamasından dolayı aile üyelerinin yeniden topluma kazandırılması için koruyucu aile müesseseleri kurulmalıdır.

Bu çerçevede acaba söz konusu dönemde Rize’de parçalanan ailelerin giyinme, yeme-içme ve barınma gibi temel ihtiyaçları ne gibi müesseselerle karşılanmıştır? Burada bu husus ele alınacaktır. Bu müesseseler arasında nafaka ve mehir de olmasına rağmen bunları yazımızın baş tarafındaki kısımlarda değerlendirmeyi uygun gördük. Bu müesseseler dışındakileri değerlendirmeye geçebiliriz.

2220. Vasilik
Ebeveynden birisinin veya her ikisinin vefat etmesiyle parçalanmış ailelerin ergenlik yaşına girmemiş çocuklarının ebeveynlerinden kendilerine intikal eden mirasları vardır. Henüz sorumluluk almayan çocuklara intikal eden mal varlığının nasıl korunacağı veya nasıl çalıştırılarak üretim veya ticaret hayatına katkı sağlayacağı önemli bir problemdir. Bu konudaki problemlerin çözümü için Osmanlı aile hukukunun temelini oluşturan İslâm hukuku çerçevesinde vasilik kurumu teşekkül ettirilmiştir. Bu hususla ilgili bazı örnekleri XX. yüzyılın başında Rize ailesinde de gözlemlemek mümkündür.

İncelediğimiz sicilde vasilerin velâyeti altındaki çocukların mallarını koruyabilmeleri için vesayetin gerektirdiği bütün işleri yapmaya gücü yetmesi gerekir. Vasiliği reşit olmayana, sefihe, hasta, yaşlı ve aldatabilecek kimseye vermek sahih değildir . Bu şart sicilde “emanet ile maruf istikamet ile mevsuf ve her vecihle vesayet uhdesinden gelmeye kadir” şeklinde geçmiştir. Vasilerin yapmaları gereken bir diğer iş de vasisi oldukları çocukların menkul ve gayr-i menkul mallarını onlar reşit olup kendi işlerini doğru ve hatasız görebilecekleri zamana kadar (vakt-i rüşd-i sedadlarına), korumak ve gözetmek (hıfz ve ru’yet) ve çocukların işlerini düzenlemektir (tesviye-i umur). İncelediğimiz sicilde vasi olarak atanan kimsenin saydığımız özelliklere sahip olduğu ifade edildikten sonra bu husus vasinin ikamet ettiği mahallesinin imam, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından verilen mühürlü bir ilmuhaberle de tescil edilmektedir.

Örneğin, 22 Cemâziyelevvel 1331’de Rize’nin Setoz (Ortaköy) köyünde ikamet ediyorken vefat eden Memişoğlu Süleyman bin Mustafa’nın mirası oğlu Mehmet ile kızı Yeter’e kalıyor. Ancak onlar, babalarından kalma miraslarının korunması ve gözetilmesi için henüz küçük yaşta olduklarından amcaları Mustafa vasi olarak mahkeme tarafından tayin edilmiştir .
Vasilik kurumu sayesinde yetim veya öksüz, bakımsız ve ilgisiz kalabilecek çocuklar, bu sıkıntıdan kurtulabilmişler, hatta hakkıyla veya gereği gibi malını harcamayan vasilerini yargıya şikâyet edebilmişlerdir. Çocukların mallarına karşı kötü niyet ve girişim besleyecek velilerine ve yakınlarına karşı vasilik, bir sığınak görevi görmüştür.

2221. Hacr ve Terbiye
Hacr, lügatte birini, malını kullanmaktan menetme, birine bir şeyi yasak etme manasında kullanılmaktadır . Istılahi manada ise, “bir muayyen şahsı tasarruf-i kavlisinden menetmektir” ki o şahsa bu hacrdan sonra mahcur denir. Tasarruf-i kavliden men; o tasarrufu hükümsüz, gayr-i sabit ve gayr-i nâfiz addetmek demektir. Hacr, fiilde geçerli değildir. Çünkü yapılan işin reddi mümkün olmamaktadır. Kârla zararı ayırt edemeyecek kadar küçük olan çocuklar, meşru mallarını doğru olarak kullanmada çeşitli engeller olduğu için, İslâm bu gibilerin mağdur olacağını hesap ederek kullanım ve tasarruf hakkını yasaklamıştır .
İslâm hukuku, hacr’a maruz kalan kişilerle ilgilenmeyi, onların beslenme ve barınma ihtiyaçlarının giderilmesi, mallarının korunup en uygun şartlarda tasarruf edilmesi görevini babasına, babasının vasisine, velisine, velisinin vasisine, hâkime, hâkim bulunmazsa cemâat-i müslimîne bırakmıştır .

Bir kız veya erkek çocuğu rüştünü ispatlamadan, âkil/âkile olmadan babasından kalan malı istediği gibi tasarruf edemez. Ettiği takdirde, ileride pişmanlık doğuracak zarar ve mağduriyetler olabilir . Osmanlı dönemi uygulamaları çerçevesinde bu tür örnekleri bu sicilde bolca görmek mümkündür. Bir kişi vasi tayin edilirken, çocuğa bakmak, yedirip-içirmek, besleyip-büyütmek, terbiye etmek, babasından kalan terekeyi korumak ve en uygun şartlarda tasarruf etmek şartıyla tayin ediliyordu. Hatta öyle ki vasi tayin edilen şahıs veya şahıslar, çocukların malından kendilerine istedikleri kadar “nafaka ve kisve baha” dahi tayin edemezlerdi. Günün şartlarına göre, babalarına kalan maldan, her çocuk için ne kadar gıda ve giyim masrafı olacağını belirlemek üzere mahkemeye başvurmak zorunda idiler . Mahkemenin tarafların sosyal statüsüne göre (kadr-i ma‘rûf), bir “hüccet”le günlük veya aylık olarak belirlediği “nafaka ve kisve baha” kadar kullanmakla yükümlü idiler . Hâdinelerin (çocuğun gözetimini üstlenen şahıs) genellikle çocuğun babasından ve hayatta değilse, en yakın başka bir erkek velisinden aldıkları ücret miktarları günlük 30 para ile 5 kuruş, aylık olarak ise 7,5 kuruş ile 100 kuruş arasında değişmektedir.
11 Ramazan 1330’da Rize’nin Karasu köyünden Mahbube bint Abdulaziz, eşinin ölümünden sonra çocuğunun gözetimini üstlenmiş. Altı yaşında olan kızı Fatıma için babasının malından uygun miktarda nafaka takdir edilmesini talep etmiş. Mahkeme de köy imamı, muhtar ve ihtiyar heyetinin verdiği ilmuhaberi dikkate alarak Mahbube’ye aylık otuz kuruş nafaka takdir etmiştir .
16 Recep 1332’de Rize’nin Rados köyünden Musibe bint Hacı Salih ile Hanes köyünden Mustununoğlu Hamza bin Süleyman hul yoluyla boşanmışlar. Musibe boşanma sonucunda çocuğu Şevket’in bakımını üstlenmiş ve mahkemeden çocuğu için nafaka takdirinde bulunmuştur. Mahkeme de Musibe ve Hamza’nın rızalarını alarak aylık 30 kuruş nafaka takdir etmiştir . Sicilde bunlara benzer örnekler bulmak mümkündür.

2222. Eytam Sandığı
Osmanlı toplumunda yetimlere miras yoluyla kalan menkul ve gayri menkul malların vasileri tarafından işletilmesi ve sermâyenin kontrol altına alınarak elde edilen gelirin, bu şahısların ihtiyaçlarının karşılanması için harcanması, reşit olduklarında ise kendilerine teslim edilmesi için oluşturulan kurumlara, eytâm sandığı adı verilmektedir . Bu keselerin görevi, keselerde saklanan malın veya paranın ihtiyaç sahiplerine kefiller göstermek kaydıyla verilmesi şeklindedir. Bu şekilde yapılan bir düzenleme hem yetimlerin mallarının değerlendirilmesi hem de çocuklar reşit oluncaya kadar başka şahısların onların paralarını borç karşılığı kullanması açısından önemlidir. Bu müessese bir nevi banka gibi faaliyet göstermektedir.

Örneğin, 18 Zilkade 1331’de Rize’nin Kamaşnoz (Mermerdelen) mahallesinden Sarı Ahmetzâde Rıza Efendi ibn Osman Efendi, Eytam müdürü Hafız Harun Efendi huzuruna gelerek vefat etmiş olan Alemdarzâde Hacı Recep Efendi’nin yetimleri Şaban, Ramazan ve Muharrem’in mallarından toplam 1200 kuruş almış olduğunu kefiller göstererek beyan etmiş .

Ancak bazen Eytam sandığından alınan paraların ödemesinin geciktiği de olabiliyordu. Bu durumda kefillere, eytam sandığından alınan paranın geri ödenmesi için uyarı yapılmıştır. Rize’nin Samri mahallesinde ikamet eden Kalafatoğlu Hacı İbrahim, Eytam sandığından 607,5 lira akçe borç para almış ama ödememiştir. Mahkeme de kefilleri olan Rıdvan ve Kemal’e borcu ödemeleri gerektiğini bildirmiştir. Mahkeme, bu süre zarfında işleyecek olan nema ve bütün masrafların da kefiller tarafından karşılanacağını belirtmiştir . Diğer bir örnekte ise, Memiş Bey’in Eytam sandığından aldığı paranın ödenmediği için hem Memiş Bey’e hem de kefilleri olan Hacı Şaban ve Memiş ve Hakkı Efendiler’e aldıkları 1500 kuruşu ödemeleri gerektiği ayrıca 232 kuruş da faizinin (%15.5) olduğu sicilde kaydedilmiştir .

Eytam Sandıkları, hem yetimlerin mallarını saklamada önemli bir kurum olmuş hem de saklanan para veya değerli eşyaların ihtiyacı olanlara belli şartlar altında verilmesiyle ekonomiye katkı sağlamıştır.

Sonuç itibarıyla araştırdığımız dönemde Rize’de “nafaka, mehir, vasilik, hacr ve terbiye, eytam sandığı” gibi kurumlar, aileler çözüldüğünde ailenin geriye kalan üyelerini, özellikle çocukları ve kadınları korumuş, onların sıkıntıya düşmesine engel olmuş ve bu ara dönemi başarıyla atlatmalarını temin etmiş ve yeni bir aile hayatına geçmelerini, topluma katılmalarını sağlamıştır. Neticede bu kurumlar, ilgili kişileri, geçinebilme ve toplumsal ihtiyaçları karşılayabilme açısından olumlu anlamda himaye etmiştir.

23. Müslim-Gayrimüslim İlişkileri
Osmanlılar, fetihten sonra idarî bakımdan tipik bir Osmanlı sancak merkezi haline dönüştürdükleri Rize’yi nüfus bakımından İslâmlaştırmak ve Türkleştirmek için büyük çaba göstermişlerdir. Bu amaçla bir taraftan Amasya, Çorum, Tokat ve Samsun gibi Türk şehirlerinden buraya Müslüman halk gönderirken diğer taraftan da Rize’deki yerli halkın özellikle kent merkezinde oturan bir kısmını da diğer kentlere sürmüştür. Böylece kent nüfusu etnik bakımdan çeşitlenmiş, çeşitli din ve ırklara mensup halklar arasında İslâm hukukunun sınırları ve Osmanlı devletinin uyguladığı hoşgörü siyaseti çerçevesinde ilişkiler başlamış ve gelişmiştir .

Mahallelerin Hıristiyan ve Müslümanların bir arada yaşadığı yerler haline gelmesi taraflar arasında her türlü sosyal ve ekonomik münasebetlerin artmasına uygun bir ortam hazırlamıştır. Öte yandan gayrimüslimlerin Osmanlı kadı mahkemelerine başvurularında her hangi bir kısıtlama olmaması bu ilişkilerin sicillerin ışığında incelenmesini mümkün kılmaktadır. Sicilden tespit ettiğimiz kadarıyla gayrimüslim teb’anın Rize’nin Vonit-i Rum (Atmeydanı) ve Romanoz-i Rum (Akçaköy) mahallerinde ikamet ettiğini söylemek mümkündür. Çeşitli sebeplerle Rize’de yaşayan Hıristiyanlar oldukça sık olarak kadı mahkemesini gerek kendi gerekse Müslüman komşuları ile olan ihtilâflarının çözüm yeri olarak görmüşlerdir.

Osmanlı Devleti’nde yaşayan gayrimüslimler hukuken zimmî statüsündeydiler . Buna göre, zimmîlere hayatlarını kendi dinî ve hukukî esaslarına, geleneklerine göre düzenleme imkânı tanınmıştır. Nitekim incelediğimiz bu sicil örneğinde gayrimüslim teb’a arasındaki vasilik müessesesi hakkındaki dava örneklerinde, vasi tayin edilen kişinin olması gereken özellikleri sıralandıktan sonra mahalle ruhanisi ve ihtiyar heyetinden verilen bir ilmuhaberle de bu husus tescil edilmektedir. Örneğin, 26 Zilkade 1331’de Rize’nin Vonit-i Rum (Atmeydanı) mahallesinde yaşayıp vefat etmiş olan Ğorğoroğlu İstavri bin Ğaristo’nun oğlu Ğorğor ve kızı Sufiye’nin babalarından kalmış malı muhafaza etmeleri için mahalle ruhanisi Yapanikola ve ihtiyar heyetinin verdiği ilmuhaberle anneleri Anti bint Papayano vasi olarak tayin edildiği belirtilmiştir. .

Fertler arasında ve özellikle farklı dine mensup insanlar arasındaki ekonomik ilişkilerin boyutu bir kentteki toplumlararası ilişkilere ışık tutmuştur. Nitekim incelediğimiz sicil, şehrin Müslüman ve gayrimüslim halkları arasında borç alıp vermenin olduğunu göstermektedir. Bu kayıtların detaylarına inildiğinde, Müslümanların 7 defa gayrimüslimlere borç verdiği sadece bir kayıtta borç aldıkları görülmektedir.

Örneğin, 26 Zilhicce 1332 tarihinde Rize’nin Peşeyan mahallesinden olup Rum milletinden Keşişoğlu Pancu bin Dimitri, Samri mahallesinde yaşayıp vefat etmiş olan Mehmet bin Yusuf’tan 12 lira-i Osmani 65 kuruş borcunu almak için mahkemeye başvurmuştur. Mahkeme de Mehmet’in terekesinden borcun ödenmesi gerektiğini tembihlemiştir .
Gayrimüslimler ile Müslümanlar arasında zaman zaman doğan ve mahkemeye intikal eden ihtilaflarda tarafların haklılıklarını ispat etmek için birbirlerinin ifadelerine başvurduklarını ve yardım aldıklarını görmek mümkündür. Gerek Müslümanlar gerekse zimmîler mahkemeye gelip birbirlerinin lehinde veya aleyhinde hiç kimseden çekinmeden ve din farkı gözetmeden şahitlik yapabilmişlerdir. Rize’ye ait incelediğimiz sicilde kayıtlı zimmîler arasında geçen davalarda Müslüman ve gayrimüslim şahitlerin isimleri yer almaktadır.

Örneğin, 5 Cemâziyelevvel 1332’de Rize’nin Vonit-i Rum mahallesinden Tellioğlu Yanku bin Yorika ile Kukuloğlu Dimitri’nin eşi Sukiye bint Hacı Karakaş arasındaki halît, şerik ve arazi davalarında Muhzır İbrahim Efendi ile Dervişzâde Hacı Ali Efendi şahitlik yapmışlardır .

21 Rebîülevvel 1332’de aslen Trabzon’un Of kazasından olup, Rize’nin Vonit-i Rum mahallesinde oturan Nikola Efendi bin Araboğlu Anastas, Çarşamba kazasının Kirazocağı köyü hududu dahilinde Hordaman çiftliğindeki iki kıta tarlasını satmak için Çarşamba kasabasının Köprübaşı-i Rum mahallesinde sakin olan Sürmeneli Pancu Dimitri Yapadis bin Dimitri’ye vekâlet vermiş. Mubaşir Sadık Efendi ile İsmail Efendizâde Osman Efendi buna şahitlik yapmışlardır .

Bunun tam tersi durumlara da rastlamaktayız. İki Müslüman arasında meydana gelen davada gayrimüslim biri şahitlik veya vekillik de yapabilmekteydi. Örneğin, Rize’nin Hamalyoz köyünden Top Osmanoğlu Hacı Osman Efendi ibn Yakup ile Atyanoz Çıkara köyünden Kavranoğulları Abdullah ve Hasan bin Ali aralarındaki alacak davasında Vasil Efendi ibn Yani vekillik yapmıştır . Bu tür dava örneklerini çoğaltmak mümkündür.

Bütün bunlar farklı dine mensup kişilerin ilişkilerinin oldukça yoğun olduğunu göstermektedir. Osmanlı Devleti ırk, din, dil ayırımı yapmaksızın, kendi topraklarında yaşayan herkese eşit ve adil davranmıştır. Alacaklı gayrimüslimlerin alacakları tahsil edilmiş, davalarda gayrimüslimlerin şahitliği kabul edilmiş, vekil olarak Müslümanların davalarına bakılmıştır. Lazistan Sancağı’na bağlı Rize’de müslim ve gayrimüslim teb’a da birbirleri ile güven esasına ve dostluğa dayalı bir münasabet içinde bulunmuşlardır.

Sonuç olarak, şer’iyye sicilleri ışığında Rize’de Müslim-Gayrimüslim ilişkileri incelendiğinde fetihten sonraki ilk yüzyılın sonundan itibaren mahallelerin karışık hale geldiği ve bu durumun iki toplumun fertleri arasında komşuluk ilişkilerinin, ekonomik faaliyetlerin gelişmesini kolaylaştırdığı anlaşılmaktadır.