| 1509 NO LU RİZE ŞERİYYE SİCİLİ IŞIĞINDA RİZE DE SOSYAL HAYAT - II |
|
|
|
1. RİZE TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ Rize adının tarih sahnesine ilk çıkışı M.S. V. yüzyıla rastlamaktadır. Rize adının nereden geldiğine dair kaynaklarda değişik görüşler vardır. I. Justinianos’un yönettiği Bizans İmparatorluğu zamanında Rize ili Rhisos adını taşımaktadır . Kolonileştirme döneminde bu bölgede çok miktarda pirinç yetiştirildiğinden, ilin yakınlarından geçen Rhizios çayının ismi kente ad olmuştur. Yine aynı şekilde Rize kasabasının kuzeyinde bulunan derenin etrafında pirinç ekilmekte olduğundan, pirinç anlamına gelen İriziyos adı, Rize için kullanılmıştır . Arrianus’un eserinde “Rhzo” olarak geçmekte ve İrizos ırmağı civarında bol miktarda pirinç yetiştirildiğinden bahsedilmektedir . Bu isimlerden faklı olarak Risso, Riso, Risum ve Rhizaion isimleri de Rize şehri için ad olmuştur . Nehir adı olarak belirtilen Rize’nin, Rumca “dağ eteği” anlamına gelen Rhiza adını taşıdığı görüşleri de ileri sürülmektedir. Bu şekilde, ilin adının pirinç anlamına geldiği açıklamasının yanında Rize adının Yunanca Riza (dağ eteği) kelimesi olduğu görüşü de güçlü bir iddiadır. 11. Türklerden Önce Rize Hititler M.Ö. 2000 yılında bu bölgeye yerleşmişler ancak Doğu Karadeniz'e hâkim olamamışlardır. Bu bölge halkı, öz yönetimlerini koruyarak az bir süre Hititlere itaat etmişlerdir. Hititler, Kuzeydoğu Anadolu'yu, özellikle Karasu vadisini AZZİ diye adlandırmışlardı . Hitit kaynaklarında bu bölge için "Azzi Hayası Memleketleri" tabiri kullanılmaktaydı. Fahrettin Kırzıoğlu, Kars Tarihi adlı eserinde N. Adontz'den naklen "M.Ö. 15. Yüzyılda Yukarı Fırat bölgesinde üç memleket bulunduğunu ve bu memleketlerden Azzi'nin Rize ve Gümüşhane bölgesini, Hayasa'nın Erzurum, Bayburt ve Erzincan bölgesini, İşuva'nın ise Tunceli ve Elazığ sahasını kapsadığını sanıyoruz" dedikten sonra II. Murşil zamanında (1346-1320) Hititlerin, Azzi ülkesini İtaat altına aldığını ve buranın kralı Annia'yı hayatının sonuna değin Hititlerin başkenti Hattuşaş'a tabi kılarak, Hayasa ve Azzi vasal memleketlerini Kapadokya'ya gelebilecek tecavüzlere karşı birer koruyucu uç beyliği gibi kullandığını belirtmektedir . M.Ö. 2000'lerde Kafkas dağları ile Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Kimmerlerin ülkesi, M.Ö. 720 yıllarında Sakalar tarafından işgal edildi. Kimmerlerin Azak denizi ile Kafkaslar arasında yaşayan kolu, Sakalar'ın baskısı ile M.Ö. 714 yıllarında yurtlarını bırakarak Aras ve Çoruh nehri boylarınca yayıldılar . Kimmerlerin bu ilk göçleri, Gürcistan tarihi Kartlis Tshovreba (Chovreba)’da Gürcüleri ve komşuları üzerinde hâkimiyet kurdukları ilk seferi diye anılmaktadır. Daha sonraları Kızılırmak ve Adana bölgesine kadar hâkim olan Kimmerler'den, Trabzon-Bayburt arasındaki Kemer dağı, Rize Çayeli ilçesi çıkışındaki Kemer köyü, Kızılırmak boyundaki Gemerek ile Kars'ın doğusunda yer alan Ümrü gibi coğrafya adları günümüze kadar gelmiştir . Aşağı Tuna ve Karpatlara kadar Doğu Avrupa'ya hâkim olan Sakalar M.Ö. 680 yılında kendilerine itaat etmeyen son Kimmerler'i de yenerek Azerbaycan ve Gürcistan'a yayıldılar. Saka Kralı MADOVA'nın M.Ö. 626'da Medler'ce öldürülmesi üzerine Heredot'un bahsettiği "Asya'da 28 yıl süren Sakaların hâkimiyetleri" sona erdi . Saka göçleri sırasında, Aşağı Çoruk (Çoruh) ve Rize-Batum arasına "Kalaç" adlı bir Türk boyu yerleşmiştir. Bu boyun yerleştiği bölgeye, M.S. 150 yıllarında yazılan PTOLEMEUS'ta Kalarzen, Gürcü kaynaklarda ise Klarc-et (Klarç yurdu), Ermeni kaynaklarında ise, İskit isimlerinden türetilen adlarla anılmıştır . Batum-Rize arasında güneyden Karadeniz'e esen sıcak rüzgârlar hala "Kalaş/Kalaç yeli" olarak anılmaktadır . Ayrıca Rize yöresindeki Türkmen/Oğuz topluluğu içinde yer alan Askur boyunun Rize'nin doğusundaki Askoros çayı diye bilinen çaya adını vermiş olması gerektir. Yine Sakaların Horasan kolundan gelen Arşaklar ve Balkarlar, Bayburt çevresi ve Çoruh vadisi boyunca yerleşmişlerdir. Bu yüzden Bayburt ve İspir'in kuzeyindeki sıra dağlara günümüze kadar ve hece kaymasıyla "Balkal" ve buradan güneye doğru esen yağmur getiren rüzgara da "Balkal yeli" denilmiştir. Ayrıca Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Baykal dağlarındadır . 110. Doğu Karadeniz’de Kolonileşme 112. Pontus Dönemi Büyük İskender’in ölümünden sonra kurulan devletlerden biri de Pontus Krallığıdır. Pontus'un sınırları, zaman içinde değişikliğe uğramakla birlikte "Pontus" ismi batıda Kızılırmak ve Terme Irmağı veya Pophogonia, kuzeyde Karadeniz, doğuda Kolkha ülkesi, güneyde Kalatya ve Kapadokya ile çevrili coğrafi bir bölgeyi ifade etmektedir. Kızılırmak doğuya doğru uzanarak kucağına aldığı topraklarla birlikte Çoruh ağzına ulaşır. İşte burası Pontus'dur. Doğu Karadeniz’de Kolkha isimli bir ülkenin varlığından söz eden en eski yazılı belge, M.Ö. 764 yılında Urartu kralı olan, Sarduri II’nin dönemine ait bir kitabedir. Bugünkü Van Gölü civarında kurulan ve en güçlü döneminde egemenlik alanını, kuzeyde, bugünkü Kars ve Ardahan bölgelerine kadar ulaştırdığı bilinen Urartu Krallığı’na ait bu kitabede, Kral Sarduri II’nin seferleri anlatılırken, kuzeydeki Qulha isimli bir ülkeden ve Qulha halkından bahsedilir; “Qulhai halei=Qulha halkı”. Urartu dili ve tarihi uzmanları, bu ülkenin, antik batı kaynaklarında da adı geçen, Doğu Karadeniz’deki “Kolkha ülkesi” olduğu konusunda hemfikirdirler . Karadeniz'in adı Romalılar gelmeden Önce Pont Ahsaenaydı. İskitçe veya Farsça bir kelime olan Ahsaena "koyu" veya "karanlık" anlamına gelmektedir. Pont ise deniz anlamına geliyordu. Pont bölgesi denizden ismini almakta idi. Romalılar bu denize Pont Euxinus demişler ki "Euxinus"un Ahsaena'dan alınmış olması gerekir . Pontus Krallığı dört bölgeye ayrılmıştı. Bu bölgelerden biri Kıyı Bölgesi Valiliği idi. Trabzon ve Rize bölgesi Sannika adıyla bu valiliğe bağlı bulunuyordu. Valiler halkın güvenliğini sağlamak ve krallığın hazinelerini muhafaza etmek gibi biri malî ve diğeri idarî olmak üzere iki önemli görevi yerine getiriyorlardı . Pontus krallığının hangi tarihte ve nerede kurulduğuna dair bilgi veren kaynaklar farklı şeyler söylüyorlar. Pontus krallığının M.Ö. 301'de kurulduğunu söyleyenler olduğu gibi bu krallığın M.Ö. 280 tarihinde kurulduğunu söyleyenler de mevcuttur. Kurulduğu şehir olarak Çankırı, Niksar, Amasya ve Sinop'un isimleri geçmektedir. Niksar'da Pontus krallığına ait sarayların kalıntıları bulunmuştur. Ayrıca Yeşilırmak boylarında kral konutlarının varlığına dair bilgilere rastlanmıştır. Amasya, Pont Satraplığının merkezi idi. Bu nedenle Pontus krallığının da ilk başkenti olabileceğini düşündürmektedir. Pontus Krallığı nerede kurulursa kurulsun şurası bir gerçektir ki krallığın gelişme devrinde (M.Ö. 183) Sinop şehri başkent yapılmış ve Pontus krallığının son hükümdarı başkent Sinop'ta defnedilmiştir . Pontus Krallığının kurucusu Pers soyundan I. Mithridates 'tir (I. Mihirdat). Mihirdat M.Ö. 301 yılında ülkenin başına geçti. Selovaklara karşı bağımsızlık mücadelesinde bulundu ve 280 tarihinde taç giydi. I. Mithridates'ten sonra krallık yapanlar arasında yayılma politikası izleyenler olmuştur. Bunlar içinde Ariobarsanes, II. ve III. Mihirdat, I. Pharnakes, IV., V. ve VI. Mihirdat'ın isimleri geçmektedir . Pontus krallığı, VI. Mithridates (Mihirdat) Eupator döneminde altın çağını yaşamıştır. Trabzon ve Rize bölgesi I. Pharnakes tarafından M.Ö. 180 tarihinde Pontus hâkimiyetine girmiştir. Pers İmparatorluğunun yıkılışından M.Ö. 180 tarihine kadar geçen sürede Rize bölgesi hakkındaki bilgiler eksiktir. Muhtemeldir ki, bu dönemde ve hatta daha sonraları bile Trabzon'dan Çoruh ağzına kadar olan bu bölge yerli kavimler ve bunların şefleri yönetiminde idiler. Bu dönemde Partlar’ın (Arsaklı’lar da denir), Rize dağlarının güneylerini zorladığını biliyoruz. Rize bölgesi bir ara Arsaklı’ların egemenlik alanı içine de girmiş olabilir. Arsaklı’lar M.Ö. 247 ve M.S. 224 yılları arasında İran'da bir devlet kurmuş ve Doğu Anadolu'nun bir kısmına hâkim olarak Karadeniz kıyılarını zorlamıştı . Büyük Mithradedes de denilen VI. Mihirdat, babasının ölümü üzerine küçük yaşta kral oldu (M.Ö. 120). Beş yıl kadar annesinin vesayetinde ülkeyi yönettikten sonra annesini hapsederek idareye tamamıyla hâkim oldu. Kısa zamanda Kırım'ı ve Kolkha'yı topraklarına kattı. Anadolu'nun kuzey kıyıları, Karadeniz'in kuzeyi ve doğusu, çepeçevre Pontus Krallığının hâkimiyetine girmişti. Trabzon ve civarı ve Kolkha dahil Doğu Karadeniz kıyıları, Pontus devletinin maden, kereste ve gemi ihtiyacını karşılıyordu. Mithradedes, babasının ölümünden sonra Pontus Krallığının egemenliğinden çıkmış olan Pophlogonia ve Galatya'yı Bitinya Krallığı ile paylaştı ise de daha sonra M.Ö. 95 ve 93 yılları arasında aralarında vuku bulan savaşları kaybetti. M.Ö. 88 tarihinde Romalıları yenerek Ege kıyılarını zaptetti. M.Ö. 85 tarihinde Romalı komutana yenilince zaptettiği toprakları geri vermenin yanında bütün donanmasını da harp tazminatı olarak Romalı komutanlara teslim etmek zorunda kaldı. Romalılarla sürekli savaş halinde oldular. M.Ö. 83 tarihinde yeniden saldıran Romalılara karşı üstünlük sağladı. M.Ö. 74'te Roma Konsülü Marius Aurelius Cotta'yı Kadıköy'de yendi. Roma üzerine yeni bir sefere hazırlandığı sırada oğlunun da aralarında bulunduğu geniş bir halk ayaklanması başladı. İsyan başladığı sırada Kırım'da bulunan kral, kendisini kölesine öldürterek hayatına ve imparatorluğuna son verdi. İmparatorluğun bütün toprakları Romalıların eline geçti (M.Ö. 64). VI. Mithradedes Eupator'un cenazesi Romalı komutan Pompeius'un buyruğu ile Pontus'un başkenti Sinop'a getirilip defnedildi . Trabzonlu tarihçi Mahmut Goloğlu, Pontus Devleti'nin bölgede yaşayan Alazonlar, Amazonlar, Begirler, Buşirler, Tibarenler, Tirallar, Haldiler, Sanlar, Katagonlar, Marlar, Makronlar, Massinekler, Kolhlar ve Lazlar gibi yerli kavimler tarafından kurulduğunu, bu kavimlerin Yunanlılıkla hiçbir alakasının bulunmadığını söyler. Rıza Nur'a atfen Kolhların Koman Türklerinden bir oymak olduğunu ve Asurlular zamanında (M.Ö. 1183 -1093) Karadeniz kıyılarına gelip yerleştiklerini belirtir . Meydan Laurus ve Kültür Ansiklopedileri, Rize Kalesi'nin Pontus Krallığı zamanında yapıldığını söyler. Eğer bu iddia doğru ise Rize kalesi'nin M.Ö. 180 ile 64 tarihleri arasında yer alan bir zaman dilimi içinde yapılmış olması gerekir. M.Ö. 120-64 yılları arasında Pontus Krallığı yapmış olan Büyük Mithradedes, bölgenin maden ve kerestesinden yararlanıyordu. Rize Kalesi'nin de bu dönemde ticaret ağırlıklı bir konaklama yeri olarak yapılmış olması mümkün görülüyor. Rize Kalesi Büyük Justinyan (527-565) zamanında da önemli bir tamirat görmüş ve muhtemelen genişletilmişti. Burada bahsedilen kalenin, Piri Çelebi mahallesinin üst yanını teşkil eden ve Vali konağının bulunduğu tepede yer alan "Kale-i Köhne" olduğunu tahmin ediyoruz. Bugünkü Rize kalesine gelince, bu kaleyi inceleyen uzmanlar, bu kalenin duvarları ile Alexios II (1297-1330) döneminde yapılan Trabzon Kalesi'nin batı surları arasında benzerlikler kurarak Rize Kalesi'nin de bu dönemde yapıldığını veya esaslı bir onarımla yenilendiğini söylüyorlar . Halk arasındaki yaygın kanaate göre Rize Kalesi Cenevizlilerden kalmadır. Rize halkının Trabzon İmparatorluğu yerine Cenevizlileri zikretmesi dikkat çekicidir. Cenevizliler ve Venedikliler Trabzon İmparatorluğunun izniyle Karadeniz kıyılarında ticaret yapıyorlar ve bu arada Rize'ye de sık sık uğruyorlardı. Bu nedenle Rizelilerin Trabzonlu Rumlardan ziyade Cenevizlileri tanımış olmaları doğal karşılanmalıdır. Cenevizli veya Trabzon İmparatorluğunun kurucuları olan Rumlar, her ikisi de Rize halkına yabancı idi . 12. Türk Hakimiyeti Döneminde Rize Sultan Melikşah çağında Selçuklular, Danişmendli Emir Ahmed başbuğluğundaki ordusu ile, Bizans'ın müttefiki ve sağ kolu sayılan Abhaz Gürcitan kralı ve Bizans Kuropalatı II. Giorgi'nin kalabalık ordusunu, Posof 'un Güney kısmındaki "Kwel" (Kolköyü) köyünde 24 Haziran 1080 günü yenerek, büyük zafer kazandı. Bu yüzden, bütün Çoruh boyları ile birlikte, Acara, Rize, Trabzon bölgeleri de fethedilip, Karadeniz kıyıları ele geçirildi. Batı Gürcistan'da Kutais bölgesi bile alındı . Kartlis Tshovreba'nın kaydına göre, bu "Büyük Türk Zaferi" üzerine, Türkistan'dan göçüp gelen Ebu Yakub ve İsa Böri başçılığındaki yerleşecek yurt arayan çok kalabalık Türkmenler, develeri, at yıkıları ve koyun sürüleriyle birlikte bu yeni fethedilen bölgelere gelip yerleştiler. 80 bin obalı Türkmen Çepniler de bu sırada Trabzon bölgesi ve çevresine gelip yerleştiği anlaşılıyor. Çepniler gibi, Danişmend Eli'ne bağlı Kürtünlüler'in de bu 1080 tarihli Kolköyü Zaferini müteakip gelerek Harşit çayı boyuna yerleştiklerini sanıyoruz . Zamanımızda Rize bölgesindeki köylerde Çepni adlı ailelere rastlandığı gibi, Çepni bu yörede "yiğit" , "gözü pek", "cesur ve çetin", adam manasına gelmektedir . Ancak, Türkiye Selçuklularının ilk başkenti İznik'i alan Birinci Haçlılar Ordusu'nun 1096 yılında Anadolu'ya girmesi sırasında yeniden canlanan Bizanslılar, bundan sonra donanma ile gelerek, eski Trabzon Valisi Gabras Teodor idaresindeki kuvvetleri ile, 1098 yıllarında, Türklerin Trabzon Emiri olup, Çoruh ağzına kadar ki yerleri hükmünde bulunduran Trabzon şehri ve çevresini zaptettiler . Bundan sonra, denizden takviye alan Trabzon ve doğu ile batısındaki iskele kasabalarda bulunan Bizanslıların köylere ve yaylalara yerleşmiş bulunan Türkmenleri buralardan uzaklaştıramadıkları, sonraki kaynak haberlerinden anlaşılıyor . 121. Osmanlılar Devrinde Rize 1486 yılında yani fetihten 25 yıl sonra tutulan ilk Trabzon Sancağı tahrir defterinde, şimdiki Rize ili bölgemiz RİZE, ATİNA (Hemşin nahiyeleri dahil) ve LAZLUK (Ardeşen, Viçe/Fındıklı, Arhavi, Hopa dahil) olarak üç kaza halinde Trabzon'a bağlı gösterilmektedir . Sultan II. Bayezid'in oğlu Şehzâde Selim'in 1511 yılına kadar ki 20 yıl süren "Trabzon Sancakbeyliği" sırasında, 1501-1507 yıllarında aşırı Şiilik ile Akkoyunlu Sünni Devletini yıkan Safevi Şah İsmail'in kırgın ve zulmünden kaçan Akkoyunlu Türkmenleri, en yakın Osmanlı toprağı olan (çünkü, Fırat'ın batısında Divriği'ye kadar ki yerler, Mısır Kölemen Devleti elinde idi), Trabzon Sancağı’na, aileleriyle birlikte sığındılar . Şehzâde Yavuz Selim, bunları bağrına basarak, Trabzon ve Rize bölgelerine iskân ederek, geçimlerini kolaylaştırmak için, onlardan kurduğu ordu ile 1508’de Kutais şehrini alarak, Batı Gürcistan’ı kendisine tabi kıldı . Şehzâde Sultan Selim çağında o kadar kalabalık Akkoyunlu Türkmeni bu iki ilimize gelip yerleşti ki, onların lehçesiyle bugün bile Rize'de ve Trabzon'da, "KE" sesini "Ç" ve "GE"'yi "C" biçiminde söylenenlerin lehçesi, Tebriz ve Revan Türkleri ile yine 1534-1545’de Kanuni Sultan Süleyman'ın Tebriz şehrinden göçürüp gönüllü iskân ettirdiği Erzurumluların konuşması gibidir . Rize-Trabzon bölgesine dördüncü ve son iskân, Yavuz Selim'in padişah olduktan sonra, Mısır Kölemen Sultanlarına meylettiği anlaşılan Maraş-Elbistan'daki Dulkadiroğlu Türkmen Beyliğini 1515’de ortadan kaldırınca oradan gönderdiği Maraşlı ve Dulkadirli oymakları ile olmuştur. Bu yüzden, Dulkadirli uruğunun Köroğlu oymağı kolundan Rize'de, Hemşinliler içinde, birkaç ailesi Ankara'da yerleşmiş 18-20 kadar "Köroğlu" soyadını devam ettirenler vardır. Bunun gibi "Kürdoğulları" adlı Hemşinli aileler de, Şah İsmail'in zulmünden kaçıp, Sancakbeyi Selim'e sığınanların torunlarıdır. Bunlar gibi, Farkın/Silvan’daki Selahaddin Eyyubi soyundan Beyler ailesi de 1507’de oradan kaçıp gelince Maçka'ya yerleştirilmiştir. Bunların nesli de 1934'den önce "Eyyubizâde" ve Soyadı Kanunumuza göre Eyüboğlu diye tanınan Maçkalı ailelerdir ki, birçok ünlü kişiler yetiştirmiştir . XX. Yüzyılın başlarında patlak veren I. Dünya savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti fiilen savaşa girmiş oldu. Osmanlı Erkân-ı Harbiye’si (Genelkurmay Başkanlığı), savaşın ilanıyla birlikte, asıl ağırlığı öteden beri huzursuzluk kaynağı olan Rus Cephesi’ne verdi. Erzurum’daki ordunun önemli bir bölümü sınıra kaydırıldı. Bu arada İstanbul’da oluşturulan bir gönüllü alayı, Kasım başlarında Rize’ye; oradan da Çayeli’ne getirilerek, yöredeki Teşkilat-ı Mahsusa üyeleri ile birlikte Rus Cephesine gönderildi. İttihat ve Terakki yönetimince kurulan Teşkilat-ı Mahsusa örgütü, uzun yıllardan beri hazırlık yaptığı için, yörede oldukça güçlü bir askeri yapı oluşturmuştu ve savaşın hemen ilk günlerinde, Rus işgali altındaki Artvin’i kurtarmak için harekete geçmişti. Artvin yöresindeki zayıf Rus birliği bu beklenmedik saldırı karşısında geri çekildi ve Türk birlikleri bir gün içinde Artvin’e girdiler. Stange Bey (Alman Subayı) komutasındaki Türk birlikleri Aralık 1914’de Rize’ye geçti . Ruslar, Karadeniz’deki Türk limanlarını gerek denizden gerekse karadan sık sık bombalıyorlardı. Bombalanan kentlerden biri de Rize idi. Kasım 1914 yılından itibaren; 27 Aralık 1330 (1914), 8, 15 ve 22 Ocak 1330 tarihlerinde Ruslar tarafından bombalanmıştı . Rusların ileri harekâtından beri sürekli Rus bombardımanı altında kalan Rize, 1914 yılındaki ağır Rus bombardımanın yanı sıra, 31 Ağustos 1331 (1915), 2 Haziran 1331, 12 Temmuz 1331 tarihlerinde de bombardımana maruz kalmıştır. Sürekli devam eden bu bombardımanlardan sonra Rus ordusu, 6 Mart 1916’da Pazar ve Çayeli ilçelerini işgal ettiler. Çayeli işgalinden sonra, Rize’ye birkaç km. mesafede bulunan ve önemli bir geçit olan Taşlıdere köprüsü, 8 günlük kanlı çarpışmalar sonucunda kaybedildi . Ruslar, 6 Mart 1916’da Rize’nin doğusuna asker çıkardı ve 8 Mart'ta üçüncü kez çıkarma yapan düşman, aynı gün Rize’yi işgal etti . Şehir işgalden 2 Mart 1918 yılında kurtulmuştur . 122. Cumhuriyet Devrinde Rize |

