| 1509 NO LU RİZE ŞERİYYE SİCİLİ IŞIĞINDA RİZE DE SOSYAL HAYAT - I |
|
|
|
Bu çalışmada üzerinde durulan en önemli konu 1509 no’lu Rize Şer’iyye Sicilinin değerlendirilmesidir. Buna bağlı olarak Rize tarihi, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı incelenmiştir. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nde kadı, şer’iyye mahkemeleri ve mahkemelere konu olan belge türleri hakkında da bilgi verilmiştir. GİRİŞ Bu çalışmada üzerinde durulan en önemli konu 1509 no’lu Rize Şer’iyye Sicilinin değerlendirilmesidir. Buna bağlı olarak Rize tarihi, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı incelenmiştir. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nde kadı, şer’iyye mahkemeleri ve mahkemelere konu olan belge türleri hakkında da bilgi verilmiştir. Osmanlı Hukukunun Genel Yapısı: Osmanlı hukuku günümüze kadar çok tartışılmış bir konudur. Bu konudaki belgelere dayalı inceleme ve tetkikler arttıkça Osmanlı hukukunun genel özellikleri de netlik kazanmaktadır. Bilinen bir gerçek var ki o da Osmanlı hukukunun büyük oranda şer’i hukuka ve bunun yanında örfî hukuka dayandığıdır. Osmanlı hukuku Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla oluşmuş yeni bir hukuk sistemi değildir. Daha önce kurulmuş olan Türk ve İslâm devletlerinin hukuku ve hukuk uygulamalarıyla birlikte, Osmanlıların zaman içinde ihtiyaç duyarak yeni kurallar eklediği bir hukuk sistemidir. Bu sebeple Osmanlı hukuku ile Osmanlı’nın selefi Türk ve İslâm devletlerinin hukuku arasında bir paralellik vardır. Osmanlı hukukunun en önemli iki unsuru; Klasik fıkıh kitapları içinde yer alan ve geçmiş dönemlerde devletin müdahalesinden uzak kalarak, bağımsız olarak oluşmuş şer’i hukuk ve de padişahların emir ve fermanlarından oluşan örfî hukuktur . Şer’iyye Mahkemeleri: Kadı ve naiblerin kaza işiyle uğraştıkları dairelere şer’iyye mahkemeleri denilmektedir . Şer’iyye mahkemeleri İslâm adliye teşkilatının yargı müesseseleridir. İslâmiyetin doğuşu ile başlayan bu mahkemelerde kadı ve naibler kaza görevini yerine getirmişlerdir. İslâmiyet’in yayılması ile birlikte muhakeme görevini Hz. Muhammed (s.a.v.) bizzat kendisi yapmıştır . Hulefa-i Raşidin döneminde de muhakeme icrasını çoğu zaman halifeler doğrudan kendileri ifâ etmişler ve bu uygulama Emeviler ve Abbasiler devrinde de bazı değişiklikler göstermekle birlikte devam etmiştir. Kadılar yargı işlerini cami, mescit, medrese veya evlerinin bir köşesinde yürütürlerdi. II. Mahmud Şer’iyye mahkemesi ve kadılar konusunda değişiklikler yaparak ilk defa İstanbul kadısına resmi mahkeme binası tesis etmiştir . Divân-ı Ahkâm-ı Adliye’nin tesisinden bir müddet sonra mahkemeler, şer’i ve nizâmi olmak üzere ikiye ayrıldı. Ancak bu iki mahkemenin vazife ve salâhiyetleri tam olarak belirlenmediğinden karışıklıklara sebep oluyordu. Bu aksaklıkları ortadan kaldırmak hem de icâb eden ıslahat ve yenilik hareketlerini geliştirmek üzere fıkha dayalı ve kaynağını şeriattan alan bu kanunlar mecmuası olan mecelle neşredildi. Nizamiye Mahkemelerinin önem kazanması ve askerî davaların ayrılması sebebiyle şer’i mahkemelerin vazife ve salâhiyetleri azaltılmış oldu. 12 Mart 1333 (1917) tarihinde bir kanun neşrolunarak şer’i mahkemelerin usulü düzene sokulmak istendi. Ancak iktidara gelen İttihat ve Terakki bu mahkemeleri meşihata bağladı. Cumhuriyetin ilanından sonra 8 Nisan 1924 tarihli kanunla şer’i mahkemeler tamamen ortadan kaldırıldı ve vazifeleri asliye hukuk mahkemelerine devredildi . Şer’iyye Sicillerinin Tanımı: Şer’iyye sicilleriyle ilgili olarak üç temel mefhumun bilinmesi şarttır. Bunlardan birincisi mahdar kavramıdır. Mahdar sözlükte huzur ve hazır olmak demektir. Terim olarak iki manası mevcuttur: Birincisi, hukukî bir dava ile ilgili kayıtlar; tarafların iddialarını ve delillerini ihtiva eden, ancak hakimin kararına esas teşkil etmeyen yazılı beyanlardır. Kadı, taraflarla ilgili bilgiyi hatırlatmak ve müzakere etmek üzere yazılı hale getirir, fakat vereceği karara bu yazılı kayıtları içeren dava dosyasındaki bilgiler esas teşkil etmez. Fıkıh kitaplarında mahdar kelimesinin bu manada kullanıldığını görüyoruz . İkincisi: Her hangi bir mesele hakkında düzenlenen yazılı belgenin muhtevasının doğruluğunu ilâm için, belgenin altında, mecliste hazır bulunan ve meseleye vâkıf olan subaşı, çavuş ve muhzır gibi şahısların yazılı olarak takrir ettikleri şahadet beyanlarına ve imzalarına da mahdar denir . İkinci temel kavramımız sicil tabiridir. Sözlükte okumak, kaydetmek ve karar vermek demek olan bu kelimenin terim olarak ifade ettiği mana şudur: İnsanlarla ilgili bütün hukûki olayları, kadıların verdikleri karar suretlerini, hüccetleri ve yargıyı ilgilendiren çeşitli yazılı kayıtları ihtiva eden defterlere şer’iyye sicilleri (sicillât-ı şer’iyye), kadı defterleri, mahkeme defterleri, zabt-ı vakâyi sicilleri veya sicillât defterleri denmektedir. Şer’i mahkemeler tarafından verilen her çeşit ilam, hüccet ve şer’i evrak, istisnasız asıllarına uygun olarak bu defterlere kaydedilmektedir. Hâkim mahkemede mutlaka bir sicillât defteri bulunduracak ve vereceği ilam ve hüccetleri, tahriften korunacak şekilde muntazam olarak söz konusu deftere kaydedecektir . Üçüncü olarak değineceğimiz kavram Sakk-ı Şer’i ifadesidir. Bu ifade sicil defterlerindeki kayıtların belli bir kurala göre tutulup tutulmadığıyla ilgili bir ifadedir. Bu sorun tam olarak açığa kavuşturulamasa da daha çok belli bir kuralın geçerli olduğu görüşüdür. İşte bu görüşe göre sicil defterlerindeki kayıtların tutulmasında takip edilen kurala sakk-ı şer’i usulü denmektedir . Bu usuller bütün hakimler tarafından gözetilmek zorunda olduğu şer’iyye sicil defterlerinden anlaşılmaktadır. Yine bir defter içinde birden fazla hâkim kayıt almışsa düzen bozulmaksızın aynı kuralların izlendiği de anlaşılmaktadır. Şer’iyye sicilleriyle Osmanlı hukukunun kaynakları, bu kaynaklar içerisinde İslâm hukuku ve uygulanışı, İslâm hukukunun kaynakları, örfî hukuk ve işleyişi, hukukun icrasında görevli makamlar, idarî organlar ve çalışmaları hakkında önemli bilgi ve tespitlerde bulunma imkânı elde edilmektedir . Her şer’iyye sicili bulunduğu yerin iktisadî hayatına dair birinci elden orijinal tarih vesikalarıdır. XV. ile XX. asır aralarında Türk halkının hayat ve geçim tarzı, ithal ve ihraç edilen eşyalar, halktan toplanan vergiler, hukuk ve ceza davalarındaki tazminatların miktarı, para, enflasyon ve develüasyonun tarihî seyri şer’iyye sicillerinde ayrıntılı bir şekilde takip edilebilir . Şer’iyye sicillerinden idarî teşkilata dair; kaza, sancak ve eyalet taksimatı, idarî ve adlî müesseselerin hem idarî yapısını hem de ifa ettikleri fonksiyonlarını öğrenmek mümkündür . Türk halkının aile yapısı, ticarî, ahlakî vb. sosyal yapıyı ilgilendiren meselelerde sicillerin aydınlatıcı rolü büyüktür. Şer’iyye sicillerinde harp tarihi ve askerî konularla ilgili de tafsilatlı bilgi bulmak mümkündür. Osmanlı ordusu sefere çıktığında Anadolu ve Rumeli’de muhtelif yerlerde konaklayarak burada hem asker hem de vb. ihtiyaçların teminine giderdi. Bu doğrultuda beylerbeyi, sancakbeyi ve kadılara yazılı emirler gönderilirdi. Burada savaşın kime ve hangi sebeple açıldığı vb. bilgiler yazılıdır. Yani 470 yıllık harp tarihimizi, bütün tafsilatıyla şer’iyye sicillerinin genellikle sonlarında yer alan ve kadılara hitaben yazılan yazılı emirlerde bulmak mümkündür . Şer’iyye Sicillerinin İhtiva Ettiği Başlıca Belgeler: Şer’iyye sicilleri defterlerindeki yazılı kayıtları iki ana gruba ayırabiliriz. Bunlardan birinci grubu: kadılar tarafından inşa edilerek yazılan kayıtlar olan hüccet, i’lam, maruz, mürasele vb.; ikinci grubu ise: kadıların kendilerinin inşa etmedikleri, belki kendilerine hitaben gönderildiği için sicile kaydedilen fermanlar, tayin beratları, buyrultular ve diğer hüküm ve çeşitleri oluşturmaktadır . Bunların en önemlilerinden kısaca bahsedelim. Kadılar Tarafından Kaleme Alınan Belgeler: Hüccet: Lügatte; delil, belge, bürhan bir fiilin sabit olduğuna medar olan nesne manalarına gelir . Şer’iyye sicillerindeki anlamıyla hüccet, hâkimin hükmünü ihtiva etmeyen, taraflardan birinin ikrarıyla diğerinin tasdikini havi bulunan ve üzerinde bunu düzenleyen hâkimin mühür ve imzasını taşıyan senet demektir. Hüccetler aslında mahkemelerin noterlik çalışmalarının bir ürünüdür . Hüccette hâkimin mührü – ilâmın aksine- vesikanın üst tarafın konurdu . Şer’iyye sicillerinde kayıtlı hüccetler, bey’, nafaka, vasiyet, vekâlet, vasi tayini , talâk, hidane, mukâtebe, vefa, muhalaa, nikâh, vakfiye ve daha birçok isimlerle tanzim edilmiştir . Ma’rûzlar: Ma’rûzların konularını genel olarak şu şekilde sınıflandırabiliriz: Halk tarafından mahkemelere çeşitli konularda yapılan şikâyetler, hâkimin emriyle görevliler tarafından keşif ve tahkikat raporları, naiblerin daha çok ceza konularında yürüttükleri soruşturma ve hâkimin tasvibine bağlı olarak verdikleri hükümler ve hâkimlerin bir üstlerine arz ettikleri konular Ma’rûzların incelenmesi sonucunda muhakemenin safhaları ile ilgili daha geniş bilgi, kaza dahilinde işlenen suçlar ve yapılan gayr-i meşru davranışlar hakkında ayrıntılı bilgiler edinilebilir . Müraseleler: Şer’iyye sicillerinde yer alan ve kadı’nın kendisine denk veya aşağı rütbedeki şahıs veya makamlara hitaben kaleme aldığı yazılı belgelere mürasele denir. Müraseleler genellikle ya sanığın mahkemeye celbi isteğini ya da değişik konuları içerebilirler . Diğer Kayıtlar: Yukarıda yazılanlar dışında şer’iyye sicillerinde vakfiyelerin tanzim ve tescili, memurlara izin verilmesi ve yerlerine vekil tayini, müderris tayini, vergi ve cizyelerin toplanması vb. konularda da kayıtlar bulunmaktadır . Bunlar padişahtan gelen emir ve fermanlar, sadrazam, beylerbeyi ve kazaskerlerden gelen buyrultular, tezkireler ve temessüklerdir . |

