RİZE'DE İKTİSADİ HAYAT Yazdır e-Posta

Bu çalışmada, Osmanlı Döneminde Rize’deki ticaret hayatı ile alâkalı bulguları ilk elden kaynakları kullanarak değerlendirdik. Hicrî 1330-32 (Miladî 1911-13) tarihleri arasını kapsayan 1509 no’lu sicil, ışığında XX. yüzyıl başında Rize’ye ait bu bulguları örneklerle ele aldık. O dönemdeki Rize insanın geçim kaynakları ve ticarî faaliyetlerinden, kullanılan paranın değerine, borç-alacak ilişkilerine, vakıfların ve eytam sandıklarının ticarî hayattaki rolüne kadar değerlendirmelerimizi örnekler ışığında aktarmaya çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Rize, Şer’iyye Sicilleri, Tarih, Osmanlı, Ticaret.

1509 No’lu Rize Şer’iyye Sicili Işığında Rize’de İktisadî Hayat
(XX. Yüzyıl Başı)

Arş.Gör. Ümit ERKAN

Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslâm Tarihi ve Sanatları Bölümü
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Bu çalışmada, Osmanlı Döneminde Rize’deki ticaret hayatı ile alâkalı bulguları ilk elden kaynakları kullanarak değerlendirdik. Hicrî 1330-32 (Miladî 1911-13) tarihleri arasını kapsayan 1509 no’lu sicil, ışığında XX. yüzyıl başında Rize’ye ait bu bulguları örneklerle ele aldık. O dönemdeki Rize insanın geçim kaynakları ve ticarî faaliyetlerinden, kullanılan paranın değerine, borç-alacak ilişkilerine, vakıfların ve eytam sandıklarının ticarî hayattaki rolüne kadar değerlendirmelerimizi örnekler ışığında aktarmaya çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Rize, Şer’iyye Sicilleri, Tarih, Osmanlı, Ticaret.

Giriş

İktisat tarihi açısından şer’iyye sicilleri bulunduğu yerin iktisadi hayatı hakkında günümüzü aydınlatması açısından birinci elden orijinal tarihi vesikalardır. XV. asır ile XX. asırlar arasında Türk halkının ve özellikle de Anadolu halkının hayat ve geçim tarzı, memlekete dışarıdan giren ve yine memleketten dışarıya çıkan eşya, yetiştirilen tarım ürünleri, Anadolu’da mevcut meslek ve sanat çeşitleri, hukuk ve ceza davalarındaki tazminatların miktarı ve cinsi, para arzı ve çeşitleri, paranın tarihi seyri ve kısaca bütün iktisada dair mevzular şer’iyye sicillerinin incelenmesinden sonra tam olarak öğrenilebilir .
Öte yandan son zamanlarda yerli ve yabancı araştırmacıların, daha ziyade Osmanlı şehirlerinin tarihini incelemede yoğunlaştığı gözlenmektedir . Ana kaynak olarak genellikle tahrir defterleri ile mahkeme sicillerinin kullanıldığı bu tür çalışmalar, gün geçtikçe artmaktadır. Bu artışa rağmen, tetkik edilmeyi bekleyen pek çok şehir ve dönem söz konusudur. Kaldı ki, bu araştırmaların çoğunun tahrir defterlerine dayanmış olması, şehirli nüfusun ve özellikle kentlerde yaşayan kişilerin iktisadî hayatı hakkında yeterli bilgi sahibi olmamızı engellemektedir. Bu sebeple Rize’ye ait bu sicildeki iktisadî hayata dair bilgileri değerlendirmek büyük önemi haizdir.

1. Halkın Geçim Kaynakları

Rize kazasının ekonomik faaliyetleri genel olarak tarım, hayvancılık, ticaret, endüstri ve balıkçılıktır. Bunun yanı sıra Rize ve çevresinde senede 40 bin top kadar ince ve kalın gömleklik keten bez imal edilir, ayrıca ketenden peşkir, döşek çarşafı, senelik 15 bin toptan fazla şal tabir olunan yün kumaş dokunurdu. Bu ürünler Erzurum, Bağdat, İstanbul, Mekke-i Mükerreme ve sair yerlere satılırdı. Ayrıca, kaza dâhilinde el peşkiri (havlu) ve yün şal imalatı ile makaracılık, bıçakçılık ve kundakçılık sanatları icra edilmekteydi . Nitekim öküz, manda, at, merkep ve inek gibi büyük baş hayvanlar da yetiştirilmekteydi .
1890 yılı başlarında Cuinet’in verdiği bilgilere göre, Rize’de tarım fazla gelişmiş seviyede değildi. Dışarıya çok az miktarda fındık, fasulye ve kenevir ihraç edilmekteydi. Ayrıca Atina (Pazar) kazasında pirinç üretilmekteydi. Küçük yelkenlilerin imal edildiği küçük atölyeler bulunuyordu. Sahil boyunca balıkçılık yaygındı. Rize bezi diye bilinen keten bezler dokunmaktaydı .

Ali Cevad, Rize’de halkın bakırcılık ve balıkçılık yaptığını ayrıca yunus balığından elde edilen balık yağının da yörenin önemli ürünleri arasında yer aldığını belirtmektedir .

Bütün bunlara rağmen Rize’nin geçim kaynaklarının yeterli olmadığını ve halkın geçimini gurbetten temin etmeye çalıştığı bir gerçektir. Nitekim sicilden tespit ettiğimiz kadarıyla Rize’de yaşayan insanlar geçimlerini bulundukları yerde temin edemiyorlardır. Rize’nin arazisi tarıma el verişli olmadığından, halk geçimini sağlamak için çeşitli şehirlere gitmiştir. Bunlar arasında yurt dışına çıkanlar da vardı. Örnek vermek gerekirse, Rize’nin Ğotoz (Pekmezli) köyünden Konioğlu Ahmet bin Şaban mahkemeye gelip, geçimini sağlamak için gittiği İstanbul’da Kasımpaşa’da Kışla mevkii İskelesinde 63 numarada kayıtlı sahip olduğu bir çift piyade kayığını satmak istemiştir . Rize’nin Müftü mahallesinden Molla Ahmedoğlu Mustafa bin Salih eşini terk edip çalışmak için İstanbul’a gitmiştir .

Bunun yanısıra Rize’den Rusya’ya, Romanya’ya ve diğer ülkelere gidenler tacirlik, fırıncılık, balıkçılık, tütüncülük, bıçakçılık ve taşçılık gibi zanaatlarla uğraşmışlardır . Örneğin Rize’nin Kanboz (Selamet) köyünden Taşçıoğlu Sabit bin Mustafa eşini boşayıp, Rusya’ya çalışmaya gitmiş , Rize’nin Fosa (Köprülü) köyünden olup Romanya/Ayakça’da vefat eden bir kişinin mirası taksim edilmiş , Batum’da mukim tüccardan Rizeli Güzel Osmanzâde Mahmud Kerim Efendi bin Osman Efendi vekil olarak tayin edilmiş , Balık avı için Romanya'nın Sene kazasından dönen Mustafa Reis'in kayığında balık ağlarından başka esliha-i memnua bulunmadığına dikkat çekilmiştir . Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

2. Para

Osmanlı Devleti’nde para incelendiğinde gitgide değerini kaybeden bir seyir görülmektedir. Örneğin XX. Yüzyılın hemen başında Osmanlı’nın asıl para birimi olan akçe tedavülden kalkarak yerini kuruş-paraya bırakmıştır. Paranın değer kaybı bazen de ayarında düşüş olarak kaydedilmiştir . İncelediğimiz sicilde akçenin henüz tedavülden kalkmamış olduğu ancak, son dönemini yaşadığı açıkça belli olmaktadır. Bu nedenle o dönemde Rize’de büyük oranda kuruşun kullanıldığı görülmektedir. 1509 no’lu sicile göre Rize’de kullanımda olan diğer para çeşitleri şunlardır: Akçe, Kuruş, Para, Lira-i Osmanî, Yüzlük Mecidiye Altını.

Rize’de kullanılan paranın değerini anlamak için yapılan işlemlere göz attığımızda; Kadınların boşanma sebeplerinden biri nafakasının karşılanmamasıdır. Kadının bir günlük ihtiyacı için talep ettiği ya da kendisine takdir edilen nafaka miktarının ortalama 30 para ile 1 kuruş arasında olmasına karşın, bir kara sığır inek 4 adet Osmanlı (4 adet yüzlük mecidi altın) lirasına satıldığı görülmektedir . Emineddin mahallesinde olan ve sınırları 150 arşınlık bir arsanın o tarihte 3000 kuruşa satıldığı belirtilmiştir . Anzer-i Süfla karyesinin Köseli yaylağında bir ahır, bir sofa ve bir metbah-ı şamilden oluşan evin aynı köyden olan Küçük Alioğlu Süleyman tarafından yıkılması sonucunda ortaya çıkan enkazın bedeli olarak ilgililerden 9 lira-i Osmanî talep edilmektedir . Bayburd’lu olup Peşeyan mahallesinde misafir olarak kalan Lazoğlu Hüseyin bin Mahmud sahip olduğu mülkün sınırlarını da belirterek 50 lira-i Osmanî’ye sattığı görülmektedir . Hortoz mahallesinden Laz Mahmudoğlu Ali bin İsmail, oğlu Süleyman’ın bazı mallarının haksız yere zapt edildiğini bildirmiştir. Zapt edilen bu mallar değerleri ile birlikte sicilde şu şekilde kaydedilmiştir: 2,5 yaşında 15 lira değerinde ester (katır), 11 yaşında 2 adet 15 lira değerinde ester, 1,5 kıyyelik (okka) 20 kuruş değerinde nuhas (nuhas) gügüm, 1,5 kıyyelik 20 kuruş değerinde nuhas kazan, 2,5 kıyyelik 35 kuruş değerinde nuhas kazan, 10 kuruş değerinde nuhas sahan, 20 okka ağırlığında 300 kuruş değerinde 2 adet yün şilte, 60 kuruş değerinde kantar, 25 kuruş değerinde demir balta, 100 kuruş değerinde şalvar, 50 kuruş değerinde başlık .

Kayıtlarda geçen bu alış-verişlerden ilgili döneme ait, paranın değeri konusunda bir fikir ortaya koymamız mümkündür. Bunun yanı sıra Kadının nafakasını temin edebilmek için mahkemenin ona uygun gördüğü nafaka miktarından kadına ek gelir sağlanmaktadır. Ayrıca ilgili dönemde halkın sahip olduğu hayvan, ev eşyası, araç-gereç vs. gibi ürünlerin değerini bilmemiz piyasa şartlarını belirleyebilmemiz konusunda bize yardımcı olmaktadır.
İlgili dönemde Rize’de farklı bir ülkeye ait para biriminin de kullanıldığını görmekteyiz. Rize’ye yakın ülkelerden biri olan Rusya’ya çalışmak için gidenler arasında anlaşmazlıklar çıkmaktaydı. Bu anlaşmazlıklar sicilde kaydedilirken o ülkenin para biriminin de zikredildiğine rastlamaktayız. Mahkemeye intikal eden olaylar arasında bu örneği özellikle zikretmekte yarar görüyoruz: Rize’nin Fatla köyünden olan Bayraktaroğlu nâm-ı diğer Alininoğlu Hüseyin bin Yusuf’un oğlu Muhyiddin ile Salarha Atyanoz köyünden Küçük Alioğlu Yunus bin Hüseyin arasında Rusya’nın Batum kasabasında ortak olarak açmış oldukları bir kahvehane ile ilgili bir anlaşmazlık çıkmış, bu anlaşmazlıktan ötürü Yunus’un Muhyiddin’e doksan Ruble borcu olduğu ve bunun o günkü piyasada 1125 kuruşa karşılık geldiği kaydedilmiştir . Küçük bir hesaplamayla o dönemde bir Rus Ruble’sinin 12,5 Osmanlı kuruşuna denk geldiği anlaşılacaktır.

3. Borç-Alacak İlişkileri

Osmanlı toplum hayatına yönelik olarak mahkemelere intikal eden birçok mesele ile birlikte borç ve alacak münasebetleri ile ilgili hususların da tescil edilmiş olması tabiidir . Bu kayıtlar teoriden ziyade uygulamada bu ilişkilerin Osmanlı toplumunda nasıl yürütüldüğü hakkında bilgiler vermesi bakımından önemlidir.
Öncelikle göz önünde bulundurulması gereken hususiyet, incelenen sicillerde rastlanan 56 kaydın araştırılan zaman aralığındaki bütün borç-alacak münasebetleri ile ilgili hareketliliği ihtiva edip etmediğidir. Tespit edilen kayıtlardan yola çıkılarak bu kayıtların azlığı veya çokluğu hakkında bir hüküm verebilmek güçtür. Mesela borç kayıtlarının seyrekliği, borcun az alındığını göstermeyeceği gibi, aşağıda verilecek olan örneklerde de görüleceği üzere, çoğu kayıtlar borcun ödenmemesi üzerine çıkan ihtilaflar sonucu mahkemeye gidildiğini göstermektedir. Bu da, insanların ancak ihtiyaç halinde alacağı teminat altına almak veya ödenmesini sağlamak için mahkemeye başvurduğunu göstermektedir.
Sicilde geçen borç-alacak kayıtları genelde miras işlemlerinde ortaya çıkmaktadır. Ölen kişinin veraset ilamı yapılırken borcu olup olmadığı kayıtlara geçmiştir. Eğer ölen kişinin birisinden alacağı varsa bu alacak varisler arasında paylaştırılmıştır. Aksine ölen kişinin borcu varsa, ne kadar ve kime borcu olduğu belirtilerek terekeden tahsil edilmiştir.

Sicilde geçen borç-alacak ilişkileriyle ilgili kayıtlar genellikle “cihet-i karz” , “ikraz ve teslim” , “ahz ve’l istikraz” şekillerinde kayıtlarda yer aldığı görülmektedir.
Borç-alacak ilişkileri çerçevesinde kadının toplumdaki ekonomik statüsü ile ilgili olarak, incelediğimiz kayıtlardan hareketle göz önüne getirmek istediğimiz bir başka hususiyet de kadınların yeridir. 608 adet kaydın yer aldığı sicilde 39’unu (%6,4) alacak davaları teşkil etmektedir. Bu alacak davalarının yalnız bir tanesinde kadının alacaklı konumunda olduğu tespit edilmiştir. Bahsi geçen kadının kendi parasını alabilmek için kocasını onun ailedeki reislik statüsüne bakmaksızın dava ettiği gözlemlenmiştir.

10 Rebîülâhir 1330’da Rize’nin Roş (İrşadiye) mahallesinde ikamet eden Hamide bint Ömer eşi Mehmet’ten 95 lira 75 kuruş alacağının 7 lira 72 kuruşunu tahsil edebilmiş. Geriye kalan parayı almak için mahkemeye başvurmuştur .
Üzerinde duracağımız bir başka nokta da Rize ve çevresi toplumunun borç-alacak münasebetlerinde din gruplarına göre bir ayırıma gidip gitmediği ve Müslümanların para hareketliliğini sıkı kontrol altına alıp almadığıdır. Bu konuda Osmanlı Devleti’nin değişik şehirlerine ait yapılan çalışmalarda bu tür bir ayırımın yapılmadığı, Osmanlı toplumunun açık bir toplum özelliği gösterdiği sonucuna varılmış bulunmaktadır . Fertler arasında ve özellikle farklı dine mensup insanlar arasındaki ekonomik ilişkilerin boyutu bir kentteki toplumlararası ilişkilere ışık tutmuştur. Üzerinde çalıştığımız sicil, şehrin Müslüman ve gayrimüslim halkları arasında borç alıp vermenin olduğunu göstermektedir. Bu kayıtların detaylarına inildiğinde Müslümanların gayrimüslimlere 7 defa borç vermişken, sadece bir kayıtta onlardan borç aldıkları görülmektedir.

26 Zilhicce 1332 tarihinde Rize’nin Peşeyan mahallesinden olup Rum milletinden Keşişoğlu Pancu bin Dimitri, Samri mahallesinde yaşayıp vefat etmiş olan Mehmet bin Yusuf’tan 12 lira-i osmanî 65 kuruş borcunu almak için mahkemeye başvurmuş. Mahkeme de Mehmet’in terekesinden borcun ödenmesi gerektiğini tembihlemiştir .

İncelenen kayıtlarda zikredilmiş olan borç miktarlarının 8 kuruş ile 686 kuruş aralığında olduğu tespit edilmiştir. Ancak en sık kaydı geçen borç miktarları 22 adetle (%39) 0-25 kuruş aralığında değişmektedir. Örneğin, Pendoz (Değirmendere) mahallesinden olup vefat etmiş olan Yunus’un, aynı köyden Mehmed Efendi’den sekiz kuruş alacağını varisleri tahsil etmeye çalışmışlardır . Müftü mahallesinden olup vefat etmiş olan Muharrem Efendi’nin Polihozluoğlu Hasan Efendi’ye borç verdiği altıyüzseksenaltı kuruşu varisleri almak istemiştir .
Borç ve alacaklarla ilgili kayıtların bütününe bakıldığında Rize ve çevresinde paranın belli şahısların elinde toplanmadığı, büyük miktarda paraya sahip olarak para hareketliliğini yönlendiren şahısların olmadığı görülmüştür.

4. Eytam Sandıkları

Bir iş yapmak isteyen, fakat öz sermayesi yetmeyen Rize insanın bu tür durumlarda çeşitli yollarla kredi temin edebildiği anlaşılmaktadır. Kişilerin gerekli finansmanı bulabilmek için başvurduğu yollar arasında borç alma dışında en başta eytam sandıkları gelmekteydi.
Osmanlı toplumunda yetimlere miras yoluyla kalan menkul ve gayri menkul malların vasileri tarafından işletilmesi ve sermâyenin kontrol altına alınarak elde edilen gelirin, bu şahısların ihtiyaçlarının karşılanması için harcanması, reşit olduklarında ise kendilerine teslim edilmesi için oluşturulan kurumlara, eytâm sandığı adı verilmektedir . Bu sandıkların görevi; keselerde saklanan malın veya paranın ihtiyaç sahiplerine kefiller göstermek kaydıyla verilmesi şeklindedir. Bu şekilde yapılan bir düzenleme hem yetimlerin mallarının değerlendirilmesi hem de çocuklar reşit oluncaya kadar başka şahısların onların paralarını borç karşılığı kullanması açısından önemlidir. Bu müessese bir nevi yatırım aracı ve kredi sağlayan banka gibi faaliyet göstermektedir.
Örneğin, 18 Zilkade 1331’de Rize’nin Kamaşnoz (Mermerdelen) mahallesinden Sarı Ahmedzâde Rıza Efendi ibn Osman Efendi, Eytam müdürü Hafız Harun Efendi huzuruna gelerek, vefat etmiş olan Alemdarzâde Hacı Recep Efendi’nin yetimleri Şaban, Ramazan ve Muharrem’in mallarından toplam 1200 kuruş almış olduğunu kefiller göstererek beyan etmiştir .

Ancak bazen Eytam sandığından alınan paraların ödemesinin geciktiği de olabiliyordu. Bu durumda kefillere, eytam sandığından alınan paranın geri ödenmesi için uyarı yapılmıştır. Rize’nin Samri mahallesinde ikamet eden Kalafatoğlu Hacı İbrahim, Eytam sandığından 607,5 lira akçe borç para almış ama ödememiştir. Mahkeme de kefilleri olan Rıdvan ve Kemal’e borcu ödemeleri gerektiğini bildirmiştir. Mahkeme, bu süre zarfında işleyecek olan nema ve bütün masrafların da kefiller tarafından karşılanacağını belirtmiştir . Diğer bir örnekte ise; Memiş Bey’in Eytam sandığından aldığı paranın ödenmediği için hem Memiş Bey’e hem de kefilleri olan Hacı Şaban ve Memiş ve Hakkı Efendiler’e aldıkları 1500 kuruşu ödemeleri gerektiği ayrıca 232 kuruş da faizinin (%15.5) olduğu sicilde kaydedilmiştir .

Eytam Sandıkları, hem yetimlerin mallarını saklamada önemli bir kurum olmuş hem de saklanan para veya değerli eşyaların ihtiyacı olanlara belli şartlar altında verilmesiyle ekonomiye katkı sağlamıştır.

5. Vakıflar

Sicilde geçen vakıflara değinmek gerekirse sicil üzerinde yaptığımız tetkiklerden, vakıfların çoğunun para vakıfları olduğu görülmekte, sadece bir kayıtta arsa vakfedilmesinden bahsedilmektedir. Para vakıfları, kuruluş sermayesi paradan oluşan, Allah adına insanlığa hizmet etmek amacını güden vakıf fonları olup, bu vakıflar 16. yüzyılın sonlarında hemen bütün Osmanlı Devleti topraklarında yaygınlaşmıştı. Sağlığın, eğitimin ve refahın bağışlarla finanse edildiği bir toplumda, para vakıfları toplum düzeninin ayakta kalmasında çok önemli bir etkendi .

Sicilde para vakıflarının nemalandırılması, vakfın diğer gelir kaynaklarının işletilmesinde olduğu gibi, bizzat vakıf kurucuları tarafından vakfiyelere konulan hükümlere bağlıydı. Bu hususta, her vakıf kurucusu vakfiyesinde aşağı yukarı aynı formülü tekrarlamaktaydı. Bu formülü “beher sene bâ yed-i mütevelli rehn-i kavi veya kefil malı ile irbâh ve istirbah olunup” şeklinde özetlemek mümkündür.

Sicilde vakfedilen paralar genelde belirli kârla, kuvvetli rehin ve sağlam kefil ile ( rehn-i kavi veya kefil malı ile) ihtiyaç sahiplerine kredi verilmek suretiyle işletilmekte idi. Bankacılık sektörünün olmadığı o dönemde, bu faaliyetin ülke ekonomisine olan katkısını tahmin etmek güç olmasa gerektir.
Örneğin, 11 Rebiilevvel 1331 tarihinde Rize’nin Mişona (Pazarköy) köyünden Akmehmedoğlu Hafız Lokman Efendi ibn Hüseyin 2500 kuruşu vakfetmiş. Mütevelli olarak, Hazavit (Ulucami) köyünden Akmehmedoğlu Hacı Haşim Efendi ibn Mustafa’yı tayin etmiştir. Vakfın şartları ise şöyledir: Vakfedilen para her sene mütevellinin kontrolünde kuvvetli rehin ve sağlam kefil ile irbah ve istirbah olunup elde edilen gelir Hazavit köyünde Sırt denilen yerde inşa edilen caminin imamet ve hitabet vazifelerini ifa eden zata verilecektir .

6. Meslek Grupları

İncelediğimiz sicilde çeşitli meslek erbabı ve mesleklere dair kayıtlar bulunmaktadır. Meslek çeşitleri ile alâkalı bilgiler genel itibarıyla kayıtlarda geçen şahısların isimlerinin önündeki ifadelerden bilmekteyiz. Bunlar lakap yerine de kullanılmış olabilir. Sonuç itibarıyla bu ifadelerden, o dönemde ne tür mesleklerin mevcut olduğunu anlayabiliriz.

1509 no’lu Rize Şer’iyye Siciline yansıyan meslek grupları ile ilgili liva kâtibi, mecidiye kolağası, sancak müdürü, muhasebe baş kâtibi, tabur kumandanı, bahriye binbaşısı, jandarma mülâzımı , terzi , dökmeci , manifaturacı, dükkâncı , kuyumcu, çilingir, komisyoncu, kayıkçı, fırıncı , komisyoncu, bezzaz , mağazacı , boyacı , gibi çeşitli mesleklerden bahsedilmektedir. Örnek olarak, muhasebe-i livâ kâtibi Trabzonlu Celaleddin Efendi bin Hüseyin Efendi , Lazistan Sancağı’nın Rize müdürü Abdi Efendi bin Osman Efendi , muhasebe baş kâtibi Memiş Efendi bin Tokan Efendi , Lazistan Sancağı taburu kumandanı Sabri Bey bin Atıf Bey , Dersaadet’te Kasımpaşa civarında Büyükpiyâle’de mukîm bahriye binbaşılığından emekli Köroğlu Habib Bey bin Molla Said , Lazistan Sancağı jandarma mülâzımlığından emekli Çerkes Reşit Ağa bin Abdullah , Dersaadet’te Mayorkas hanında manifatura tüccarlarından Edhem Derviş Efendi , Kuyumcu esnafından Mavioğlu Estatir bin Anastas , Çilingir esnafından Vardalıoğlu Hasan Efendi bin Abdulkerim , Rizeli olup Dersaadet'te komisyonculuk yapan Yanko İlyapola veled-i Yorasim , Rizeli olup Dersaadet'te Azapkapısı'nda kayıkçılık yapan Çerkesoğlu Sefer bin Yusuf' gibi kayıtlar, araştırdığımız dönemdeki çeşitli meslek dallarına ait bir fikir vermektedir.

Meslek gruplarıyla ilgili olarak Hicrî 1330-32 tarihlerinde Lazistan Sancağına bağlı Rize kazasında mahalle ve köylerde imam ve muhtar olduğu görülmektedir. Örnek olarak, Yapraklar köyü ilk muhtarı Aynacıoğlu Talip bin Mustafa ve ikinci muhtarı Salih bin Mikdad , Romanoz-i İslâm (Ceran) mahallesi ilk muhtarı Hacıoğlu Hüseyin bin Süleyman ve Muhtar âzâlarından Süleyman Şevket Efendi ve Hacı Mollazâde Ali Efendi’yi verebiliriz .
Sonuç itibarıyla ilgili dönemde çeşitli meslek gruplarına rastlamaktayız. Ancak bu mesleklerle ilgili ayrıntılı bilgilere incelediğimiz sicilde ulaşmak pek mümkün görülmemektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Geçmişi yorumlama iddiasıyla yapılan araştırmaların pek çoğunda gözlemlenen en önemli aksaklıklardan biri kuşkusuz özgün kaynakların gözden kaçırılmasıdır. Bu durum ticarî hayatı konu edinen çalışmalar için de geçerlidir.

Her toplumun ticarî hayatında, insanlığın sosyal yaşamı için faydalanılabilecek değerler ve normlar vardır. Her toplumun kendine özgü sosyo-ekonomik ve kültürel kalıpları vardır ve bunlar piyasa şartlarını etkilemektedir. Hicrî 1330-32 yılları arasını kapsayan ve birincil yazılı tarih kaynağı olan Rize şer’iyye sicilleri vasıtasıyla yaptığımız doğrudan ve dolaylı tetkiklerimiz neticesinde Rize’deki ticarî hayata dair çeşitli bulgular elde ettik.
Rize’deki ticarî faaliyetlerin siciller ışığında ele alındığı bu çalışmanın sonunda şu sonuçlar elde edilmiştir: Öncelikle XX. yüzyılın başında Lazistan Sancağına bağlı Rize kazasında ekonomik hayat pek de üst seviyede değildi. Halk geçimini sağlamak için bulunduğu yerde tarım, hayvancılık, balıkçılık gibi çeşitli mesleklerle geçimlerini sağlamışlardır. Şehrin arazisi tarıma elverişli olmadığından geçimlerini Rize’de temin edemeyen halk, çözümü ya şehir dışına çıkmakta ya da farklı ülkelere gitmekte aramıştır.

İlgili dönemde Rize’deki ticaret hayatı ile ilgili olarak kullanılan paranın değerine gelince, XX. yüzyılın başında Osmanlı’nın kullandığı akçenin tedavülden kalkmasına rağmen Rize’de hâla kullanıldığı ve son dönemini yaşadığı görülmüştür. Osmanlı ailesinin Anadolu görünümünden bir kesiti temsil eden Rize’de Osmanlı toplum hayatına yönelik olarak mahkemelere intikal eden birçok mesele ile birlikte borç ve alacak münasebetleri ile ilgili hususların da mahkemelerdeki sicillere kaydedildiği görülmektedir.

Borç ve alacaklarla ilgili kayıtların bütününe bakıldığında bu kayıtlar genelde miras işlemlerinde ortaya çıkmaktadır. Borç-alacak ilişkilerinde sınıfsal ve dinî yönden bir ayrıcalık yapılmamıştır. Bir kadın başka bir erkeğe borç verebildiği gibi farklı dine mensup kişiler arasında da borç alış-verişi olmuştur. Bu konuda Osmanlı Devleti’nin değişik şehirlerine ait yapılan çalışmalarda bu tür bir ayrımın yapılmadığı, Osmanlı toplumunun açık bir toplum özelliği, gösterdiği sonucuna varılmıştır. Rize ve çevresinde paranın belli şahısların elinde toplanmadığı, para hareketliliğini yönlendiren şahısların olmadığı görülmüştür.
İlgili dönemde Rize ailesinde kadınlar, ekonomik bakımdan özel mal, mülk edinebilmişler ve bu varlıklarını kendi hür iradelerine göre tasarruf edebilmişlerdir. Nikâhla birlikte almaya hak kazanılan mehirler, kocanın veya babanın değil; bizzat kadınların özel mülkiyeti ve tasarrufunda olmuştur. Rize ailesinde kadınların bu sosyo-ekonomik statüsü; onların ev içi yaşamdan ev dışı yaşama katılmalarına fırsat tanımıştır. Kadınlar, İslâm’ın sosyal yaşamla alâkalı değerlerini dikkate alarak üretime katkıda bulunmuşlardır. Sahip oldukları servetleri ile borç para vermiş veya ortak ticarî işler yürütmüşlerdir.

Bu gözlemlere bakılarak, kadınların bugünkü manada kamusal alanda yer aldıkları gibi bir anlayış ve değerlendirme yanlış olabilir. Burada önemli olan sanayi toplumu olmayan ve İslâmî değerlerin sosyal yaşamda ağırlığını hissettirdiği XX. Yüzyılın başındaki Osmanlı toplumu ve ailesinde kadınların ticarî hayata katılabilmiş olmalarıdır.

Toplumda işlevini yerine getiren aile, ailenin en temel üyelerinden anne veya babadan birinin ölümü sonucu parçalanma ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu durumda, Rize ailesinin çocukları, söz konusu tarihi periyotta eytam sandığı gibi aileyi koruyucu müesseseyle hem fiziksel ve ekonomik açıdan himaye edilmişler ve topluma yeniden kazandırılmışlar hem de eytam sandığından verilen borç paralarla ihtiyacı olanlara kredi sağlanmıştır.
Sicilde geçen vakıflara gelince, bu vakıflarda vakfedilen paralar genelde belirli kârla ve sağlam kefillerle ihtiyaç sahiplerine kredi imkânı sağlamıştır. Sağlığın, eğitimin ve refahın bağışlarla karşılandığı bir toplumda, para vakıfları toplum düzeninin ayakta kalmasında çok önemli bir etken olmuştur.
Bu sicil, çalıştığımız dönem, Rize’deki ticaret hayatını, halkın geçim kaynaklarını, o dönemde kullanılan paranın değerini, ekonomik hayata katkı sağlayan müesseselerin yapısını, etkinliğini, günümüze kıyasla farkını anlamada bize önemli bir rehber olmaktadır. Çalıştığımız dönem üç senelik bir dilimi kapsadığı için Rize’deki ticaret hayatı hakkında diğer Rize şer’iyye sicillerinin de incelenmesiyle daha uzun bir döneme ait etkili ve genel bir değerlendirme yapılacağı kanaatindeyiz.