| 1509 NO'LU RİZE ŞER'İYYE SİCİLİ IŞIĞINDA RİZE'DEKİ VAKFİYELERLE ALAKALI BAZI BULGULAR |
|
|
|
Vakıf, kelime olarak "hapsetmek, alıkoymak, durdurmak" manalarına gelmektedir. Hukukî manada ise; "bir şeyin faydalanma hakkının veya mülkiyetinin kamu yararına tahsis edilerek devamlı olarak başkalarının mülk edinmelerini engellemek, yani mülkiyetin Allah'ın rızasını kazanmak ve insanlara faydalı olmak gayesiyle kamu yararına tahsisi" demektir. Başka bir ifadeyle vakıf, hukukî bir akit olup; bununla, bir kimse Allah'a yakın olma gayesiyle menkul veya gayrimenkul, mülk veya emlâkini dinî, hayrî ve sosyal bir gaye için müebbeden tahsis etmektir Vakıflar başlangıçta ferdi ihtiyaçların giderilmesi amacıyla ortaya çıkmışken daha sonraları, bu müesseseye ilgi gösteren milletlerin sosyo-kültürel yapısı, ihtiyaçları, eğilimleri ve zenginliklerine göre gelişerek hayatın her safhasında yerini almıştır. Özellikle Osmanlı’da, hem ferdi hem de devleti ilgilendiren bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Vakıf olayının meydana gelmesinde, vakıf kurucusu veya kurucularının, vakfedilecek menkul veya gayrimenkul malların, vakfetme yönündeki irade beyanlarının mahkemece karara bağlanması gerekiyor. O halde işin, vakıf kuracak şahsa (vâkıf), vakfedilecek mala (mevkuf), kurulacak vakıftan yararlanacaklara (mevkufun aleyh), vakfın mal varlığı, amaçları, yönetim esasları gibi hususları belirleyen ve ancak hâkimin kararıyla hüküm ifade eden vakıf senedine (vakfiye) raci olan yönleri vardır. İnsanları vakıf kurmaya sevk eden şeylerin birçoğunu, dünya hayatının geçici olduğunu, insan ömrünün bir gün gelip biteceğini, bu dünyada sahip olunan her şeyin insana ahiret hayatını kazanmak için verildiğini anlatan ve hemen bütün vakfiyelerin başlangıç kısmında yer alan ifadelerde bulmak mümkündür. Genelde bu sicilde vakfiyeler, Allah’a hamd, Peygamber ve ashabına salat ve selamla başlamaktadır. Bu duygular şu ifadelerle dile getirilmektedir. “Seçkin kullarını, mallarını hayır yollarına harcamakla aziz kılan, çeşitli iyilik ve övgüleri kazanmalarına yardım eden Allah’a hamd olsun. Onun elçisi, Peygamberi ve kâinatın en hayırlısı olan Hz. Muhammed’e, âl ve ashabına, kıyamete kadar salât-u selâm olsu. Vakfiyelerde vâkıfın adı, babasının adı ve giriş mahiyetinde olan bu temel bilgilerden sonra esas konuya geçilmektedir. Önce vakfın kuruluş gayesi ve mucib sebepleri, hayrat ve akar olarak vakfedilen mülkler, akarın işletme esasları, vakıf hizmetinde çalıştırılacak kişilerin özellikleri, çalışma esasları, verilecek ücretin cinsi ve miktarı, vakıf binalarının bakım ve onarımı, vakıf hizmet ve işlemlerinin vakfiyede öngörülen çerçevede yürütülmesinden birinci derecede sorumlu olan mütevellinin kim olacağı gibi hususlar detaylı bir şekilde anlatılmaktadır Sicilde vakıflar üzerinde yaptığımız tetkiklerden, vakıfların çoğunun para vakıfları olduğu sadece bir kayıtta ise arsa vakfedilmesinden bahsedilmektedir. Bu para vakıflarının nemalandırılması, vakfın diğer gelir kaynaklarının işletilmesinde olduğu gibi, bizzat vakıf kurucuları tarafından vakfiyelere konulan hükümlere bağlıydı. Bu hususta, her vakıf kurucusu vakfiyesinde aşağı yukarı aynı formülü tekrarlamaktaydı. Bu formülü “beher sene bâ yed-i mütevelli rehn-i kavi veya kefil malı ile irbâh ve istirbah olunup” şeklinde özetlemek mümkündür. Sicilde vakfedilen paralar genelde belirli kârla, kuvvetli rehin ve sağlam kefil ile ( rehn-i kavi veya kefil malı ile) ihtiyaç sahiplerine kredi verilmek suretiyle işletilmekte idi. Bankacılık sektörünün olmadığı o dönemde, bu faaliyetin ülke ekonomisine olan katkısını tahmin etmek güç olmasa gerektir. Örneğin, 11 Rebiilevvel 1331 tarihinde Rize’nin Mişona köyünden Akmehmedoğlu Hafız Lokman Efendi ibn Hüseyin 2500 kuruşu vakfetmiş. Mütevelli olarak, Hazavit köyünden Akmehmedoğlu Hacı Haşim Efendi ibn Mustafa’yı tayin etmiştir. Vakfın şartları ise şöyledir: Vakfedilen para her sene mütevellinin kontrolünde kuvvetli rehin ve sağlam kefil ile irbah ve istirbah olunup elde edilen gelir Hazavit köyünde Sırt denilen yerde inşa edilen caminin imamet ve hitabet vazifelerini ifa eden zata verilecektir. Vakfiyelerde, mütevelli tayin edilen kimselerden, vâkıfın akrabası olanların soyunun tükenmesi, diğerlerinin vefatı halinde, mütevelliliğin şu kimselere geçmesi öngörülmektedir. |

